Plastikte Geri Dönüşümle Yakıt Üretildi

plastik geri dönusum

Daha önce de söylemiştim, çöpünüz çok değerli!

Plastikte geri dönüşüm konusunda harika bir buluşa rastladım. Japon mucit Akinori Ito, plastik malzemeleri geri dönüştürerek yakıt üreten bir sistem geliştirmiş!

Her şey, plastiğin petrolden üretildiğini düşünmesiyle başlamış. Bu ürünü orijinal haline geri döndürmenin bir yolu olmalı diye düşünerek işe koyulmuş.

Ito’nun buluşu çevre kirliliğine yol açmayan bir sistem; plastik eritilerek sıvı haline getiriliyor, kaynadıkça çıkan gaz, boru ve su bölmesinden oluşan bir sistem aracılığıyla yakıta dönüştürülüyor. Bu yakıt, jeneratörlerde, hatta bazı sobalarda kullanılabiliyor. Başka bir arıtma sistemi sayesinde ise, benzin, mazot ya da gaz yağına bile dönüştürülebiliyor.

2010 yılında geliştirilen bu sistem, 1kg plastiği sadece 1kw enerji kullanarak 1 litre yakıta dönüştürüyor! 1kg plastik yakıldığında 3kg karbon salınımı yapıyor, bu sistemle yakıta dönüştürüldüğünde ise karbon salınımı %80 oranında azaltılmış oluyor.

plastikten yakıt uretimi

Akinori Ito’nun müthiş buluşu

2010 yılında geliştirilen bu sistem, 1kg plastiği sadece 1kw enerji kullanarak 1 litre yakıta dönüştürüyor! 1kg plastik yakıldığında 3kg karbon salınımı yapıyor, bu sistemle yakıta dönüştürüldüğünde ise karbon salınımı %80 oranında azaltılmış oluyor.

Ito’nun kurduğu sistemi anlattığı İngilizce altyazılı videoda, buluşunu Afrika ve Filipinler gibi gelişmekte olan ülkelere de götürdüğünü ve çocuklarla çöpleri toplayıp geri dönüşüm çalışmaları yaptığını görüyoruz.

Akinori Ito çok önemli bir şey söylüyor: Plastik çöp değil, bir hazine!

Çöp olarak gördüğümüz, geri dönüşümü mümkün olan her şeyin yeniden işlev kazanıp yakıt gibi işe yarar bir şeye dönüşme ihtimali var. Üstelik yeni kaynak tüketmeden, var olanı yeniden kullanıp tasarruf ederek…

Atık hiyerarşisine göre, zararlı üretimi azaltmak ve önlemek geri dönüşümden her zaman daha önemli ve sürdürülebilir bir adım. Bu sebeple plastik üretimini azaltmak en ideal çözüm, bizim bu konuda yapabileceğimiz katkı ise plastiği daha az kullanmak. Bunun 9 basit yolu için blogdaki yazıya göz atabilirsiniz.

Tüm çabamıza rağmen bir şekilde evimize girenler için ise çözüm, doğada çözünür veya geri dönüşebilir olanlarını seçmek. Tabii bunun işe yaraması için çöplerimizi ayrıştırmamız ve geri dönüşüme göndermemiz gerekiyor. Ev atıklarında geri dönüşüm için bilgileri de blogdaki bir yazımda bulabilirsiniz.

Çevre kirliliğinden dert yanıp, küresel ısınma karşısında çaresiz hissetmektense yapabileceklerimizin farkında olup sorumluluk alabilir ve fark yaratabiliriz. İlk adım, daha az ve etik tüketim, sonra geri dönüşüm!

Reklamlar

Küresel Isınmaya Karşı Daha Az Et

Will Etling-gıda devrimi

Tasarım: Will Etling

Küresel ısınmayla mücadelede en etkili yöntemlerden birisi et tüketimini azaltmak.

Bu yeni bir bilgi değil, ama Londra merkezli hatrı sayılır araştırma kurumu Chatham House bu konuda geçtiğimiz aylarda bir rapor yayınladı. Nüfusun çoğunluğunun yeme alışkanlıklarını et değil sebze ağırlıklı olarak değiştirmesinin, küresel ısınmanın ilerleyişini yavaşlatacak etkiye sahip olduğunu söylüyor. Hatta, aşırı et tüketimini azaltmazsak, küresel ısınmada tehlike sınırı olan 2 dereceyi geçmenin kaçınılmaz olduğu belirtiliyor!

Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre, hayvancılık endüstrisi küresel ısınmanın sebebi olan sera gazı salınımının %15’lik oranından sorumlu! Bu rakam, ulaşım araçlarının karbon salınımından daha yüksek.

Su kaynaklarının yaklaşık %70’i endüstriyel et üretimi için ve yeryüzündeki arazilerin yarısına yakını hayvan yemi üretimi ve otlatma için kullanılıyor.

Kısaca, yeme ve tüketme alışkanlıklarımız küresel ısınmayla doğrudan bağlantılı! Hepimiz sorumluluk almak ve toplumsal bilincin bu yönde artmasına katkıda bulunmak için harekete geçmeliyiz.

sebze meyve 2Et ve süt ürünlerini daha az tüketmek, sebze ve kuru bakliyat ağırlıklı olarak yeme alışkanlıklarımızı değiştirmek, etik ürünleri tercih etmek ve adil ticareti desteklemek bizim elimizde!

Gelecek insan türünün geleceği zaten, yoksa bizim de parçası olduğumuz doğa için hava hoş!

Neden mi?

Çünkü canlı ve cansız bileşenleriyle birlikte doğa 4,5 milyar yıldan daha uzun zamandır burada, insanlardan 22500 defa daha uzun zamandır! Onun bize ihtiyacı yok, neslimizin devamı için bizim ona ihtiyacımız var. Doğa, kendi kendini yenileyebilir, evrilebilir, daha önce defalarca yaptığı gibi. Bu süreçte bizim olup olmayacağımız ise bugünkü tercihlerimize bağlı…

Masum Şampuanlar

shampoo hair

Şampuanlarda en çok kullanılan zararlı kimyasallar paraben, SLES, SLS, silikon ve yapay renklendiriciler.

Kişisel bakım ürünlerinin içindeki zararlılarla ilgili daha detaylı bilgi için şu yazıma bakabilirsiniz.

Piyasada rahat ulaşabileceğiniz, içeriğindeki maddelerle insan sağlığına ve çevreye zararını en aza indirgeyen, bir de yerli üretim olduğu için karbon ayak izi daha ufak olan ürünlerden benim denediğim ve henüz gözüme çarpanlar şunlar, bu listeyi yenilerini keşfettikçe güncelleyeceğim tabii:

Dalan d’Olive Zeytinyağlı Şampuan

dalan şampuan

Dalan, zeytin diyarı Ege Bölgesi’nin köklü üretici firmalarından birisi… Dalan d’Olive olarak piyasaya sürdüğü ürün serisinde bulunan zeytinyağlı şampuan, tartışmalı birçok kimyasal maddeyi içermiyor.

Hacim veren, renk koruyucu, kepek karşıtı gibi farklı çeşitleri de var. Ben hacim verenini kullanıyorum, pek de memnunum, en azından birçok benzeri üründe (yabancı ürünlerden bahsediyorum) başıma gelen kepeklenme, kuruluk gibi sorunları yaşamadım. Ama tabii herkesin saç tipi ve hassasiyetleri farklı, o yüzden deneyin ve kendiniz görün derim…

Dalan d’Olive şampuanın içeriğindeki tüm maddeleri ayrı ayrı araştırdım, insan sağlığı açısından tartışmalı olan tek madde Methylisothiazolinone. Bu maddenin deri için alerjik ve bağışıklık sistemine zararlı olabileceğini iddia eden bazı araştırmalar olduğunu belirtelim. Bir de aldığınız standart şampuanların içindekilere bir göz atın, bakalım neler göreceksiniz!!!

Organicum

organicum sampuan
Organicum, ICEA (Etik ve Çevresel Sertifikasyon Enstitüsü) tarafından %100 organik sertifikasına sahip. İçeriğinde, insan sağlığına ve çevreye zararı açısından yüksek risk taşıyan bir madde yok. Paraben, boyar madde, sentetik ekstrakt, SLS, SLES, EDTA, lanolin, parafin (Mineral Oil, Petrolatum), hayvansal yağlar ve silikon içermiyor.

Kuru/normal, yağlı ve boyalı saçlar için ayrı şampuanları var, bir de saç bakım ürünleri. Farklı ürünlerinde bazı içerikler değişiyor. Ben yağlı saçlar için olan şampuanını kullanıyorum, bu ürünün içinde söylediğim gibi yüksek risk taşıyan bir zararlı yok. Ama mesela saç kremi ürününde Methylisothiazolinone olduğu dikkatimi çekti. Alacağınız ürünün içindeki, kişisel bakım ürünlerinde sık kullanılan zararlı maddelerin oranına dikkat ederek kendi tercihinizi yapabilirsiniz. Markanın ayrıca güneş koruyucu, bebek ve cilt bakım ürünleri de bulunuyor.

Organicum ürünlerini internet üzerinden sipariş edebiliyorsunuz, piyasada ise sadece eczanelerde satışı yapılıyor, hangi eczanelerde bulabileceğinizi şuradan görebilirsiniz.

 

 

Sürdürülebilir Alışveriş Döngüsü: İkinci El

ikinci el

Türkiye’de ikinci el kıyafet ve eşya satın alma alışkanlığı pek yaygın değil. Genelde ikinci el, ekonomik sebeplerle tercih edilen bir alışveriş biçimi olarak görülüyor.

ikinci el alisverisSon yıllarda “vintage” ve “retro” kavramları hayatımıza girdiğinden beri; bunlar her ne kadar geçmiş yılların kıyafet, mobilya veya aksesuar modasını ifade etse de, eski eşyayı yeniden kullanma alışkanlığı çoğaldı diyebiliriz. Tabii işin içine “vintage” “retro” gibi etiketlemeler girince bunlar adeta bağımsız bir markaya dönüştüler, hiç ekonomik falan da değiller. Yurtdışında “car boot sale” veya “flea market / bit pazarı” denilen açık pazarlardan çok uygun fiyata toplanan dönem kıyafetleri ve eşyaları belli kesimlerin yaşadığı popüler semtlerdeki dükkanlarda ateş pahasına satılıyor! Çoğunun koleksiyon değeri var ve modern bir ikinci el eşyaya göre daha pahalı olması anlaşılabilir. Ama ben bu satış tablosunda bir tüketimi dengeleme niyeti göremiyorum. Eskiyi değerlendirmiş oluyorsunuz fakat o uçuk fiyatları görünce popülerlikten fayda sağlama amacı daha öncelikliymiş gibi hissediyorum.

Neyse, bahsetmek istediğim bu etiketlemeler değil, ikinci el kavramı. İkinci el kıyafet ya da eşya sadece ekonomik olacağı için değil, aynı zamanda hala kullanılır durumda olan ama gözden çıkarılmış eşyaları yeniden değerlendirmemizi sağladığı, böylece tüketimi azalttığı ve daha az atık üretmemize vesile olduğu için önemli!

Artık kullanmadığımız ama kullanılabilir durumda olan eşyaları değerlendirmekle ilgili şu yazıya da bakabilirsiniz. Değiş tokuş günleri düzenlemek, vakıf ve derneklerin ikinci el eşya dükkanlarına veya belediyelerin merkezlerine bağışta bulunmakla ilgili bazı bilgiler paylaştım, göz atabilirsiniz.

İkinci el eşya satan dükkanlar tek tük de olsa hala var, ama ikinci eşya sosyal sorumlulukla birleşince, hem alan hem de satan için alışveriş çok daha anlamlı hale geliyor. Toplum yararına çalışan bir dernek, vakıf ya da yerel yönetime eşyanızı bağışladığınızı, onların kendi mağazalarında bu eşyaları çok uygun fiyata sattıklarını, elde edilen geliri de sosyal çalışmalarına aktardıklarını düşünün. Bundan daha sürdürülebilir bir alışveriş döngüsü olabilir mi? Eşyanızı bırakırken de, eşya satın alırken de içinize nasıl sineceğini bir düşünün. Keşke Türkiye’de de bağış dükkanları çoğalsa ve bu sürdürülebilir döngüyü daha sık kurabilsek…

Kullanılabilir ve temiz durumda ikinci el eşya satan, aynı zamanda sosyal sorumluluk bilinci de taşıyan özel girişimler de varmış, ben yeni keşfettim, burada da paylaşmak istedim.

Ortak Dolap

Ortak Dolap 2013 yılında kurulmuş bir web sitesi. Sitede yetişkin ve çocuk kıyafetleri ve aksesuarlarının yanında, kitap, oyuncak ve mobilya gibi az ve temiz kullanılmış ikinci el eşya seçenekleri bulunuyor.

Siteden yaptığınız her 100 TL’lik alışverişte bir fidan dikmiş oluyorsunuz. Ortak Dolap sitesi, ağaçlandırmanın yanında çocuk eğitimi ve sokak hayvanlarıyla ilgili konularda da sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yapıyor… Ortak Dolap, özel bir girişim olmasına rağmen sivil toplumla bağ kurarak fark yaratıyor, hem de ikinci el alışverişin özündeki sürdürülebilirliği pekiştiriyor.

 

Yavaşlığa Övgü: Yavaş Moda

yavasliga ovgu

Bugün Dünya Günü (Earth Day)! Yavaşlıktan bahsetmek için en doğru gün…

Doğa bizden yavaşlamamızı istiyor, bunun sinyallerini her geçen gün daha da görünür bir şekilde bize gönderiyor. Yaşam ritminizi yavaşlatın, ‘yavaş’ beslenin, yavaş seyahat edin, yavaş üretin, yavaş tüketin, sadece alışkanlıklarınızı değil şehirlerinizi, kasabalarınızı yani yaşam alanlarınızı da yavaşlatın…

Yavaşlamanın karşılığında sadeleşmek ve doğanın kendi kendini besleyen döngüsüne uyum sağlamak var. Toprağı yormadan ihtiyacımız kadar üretmek, karbon ayak izimizi azaltmak için yerelde üretilen kadarını tüketmek, doğanın sınırlı kaynaklarını tutumlu kullanmak, doğada yok olmayan atıklar çoğaltmamak, doğada var olanı çoğaltmayı öğrenmek…

Dünyanın birçok yerinde yaygınlaşmaya başlayan yavaş şehir (citta slow), yavaş gıda (slow food) veya geçiş şehirleri (transition town) gibi hareketlerden birisi de yavaş moda hareketi.

Kuzenimin L’Officel dergisinin Nisan sayısını bizim evde bırakması bu yazıya vesile oldu, sağ olsun 🙂 Bu sayfada da mı reklam diye söylene söylene dergiyi çevirirken beklemediğim bir yazıyla karşılaştım, önyargılı olmamak lazım! Yavaş moda hareketini anlatan bu yazıda tekstilde duyarlı üretim ve tüketimle ilgili 6 maddelik güzel bir bölüm vardı, onu paylaşmak istiyorum.

Aslında karbon ayak izi daha düşük sürdürülebilir bir tekstil sektörü yaratmak konusunda son zamanlarda bir çok haber duymuştum. Mesela Greenpeace, Detoks kampanyası kapsamında farklı endüstrilerde üretim sürecindeki kimyasal atıkların azaltılmasına yönelik uzun zamandır bir çalışma yürütüyordu. Tekstil alanında da birçok ünlü markayı detoks sözleşmesini imzalamaya ikna etmişti.

H&M markası da geçtiğimiz haftalarda “Dünya Geri Dönüşüm Haftası” kapsamında müşterilerine eski giysilerini getirme çağrısında bulundu. Kaynakları daha iyi kullanmanın önemine dikkat çekerek, artık kullanılmayan giysilerin kumaşlarını geri dönüştürüp yeni giysiler elde ederek yeni bir moda döngüsü yaratma isteklerini açıkladı.

Tabii küresel endüstrilerin boyutu düşünülünce bu adımlar henüz küçük birer başlangıç! Ekonomik dengelerde bir dönüşüm yaşanmadan gerçek anlamda sürdürülebilirlik sağlanabilir mi, tartışmalı… Ama farkındalık yaratan bu girişimler yine de önemli. Özellikle tüketici bilincinin gelişmesi açısından. Çünkü “etik ürün” talebi arttıkça sektörlerin de kendilerine bu yönde bir yol çizmeleri gerekecek. İçinde bulunduğumuz çağda “tüketimden gelen gücümüzün” farkında olup etik tüketimi desteklemeye devam…

yavas moda

İşte L’Officel dergisinde gördüğüm 6 maddelik tekstilde duyarlı üretim ve tüketim yolları:

1- Geri Dönüşümlü Kumaşların Bilincinde Ol

Pamuk su tüketimi konusunda hayli talepkar bir bitki (marul ya da tahıla göre 60 kat fazla suya ihtiyaç duyuyor.) Yavaş moda geri dönüşümü mümkün olan, dayanıklı malzemeleri tercih ediyor. Yerel üretimi destekliyor. Böylece nakliye sırasında açığa çıkan karbon gazından kaçınılmış oluyor.

2- İkinci El Mağazaları Tercih Et

Yavaş moda alternatif olarak geri dönüşümün ve ikinci el butiklerin tercih edilmesini öneriyor. (İkinci el ile ilgili yazıma buradan göz atabilirsiniz)

3- Çevreye Duyarlı Moda Anlayışına Sen de Katıl

Yavaş moda tüketiciyi akıllı alışverişe davet ediyor. Bu çerçevede işbirliğine giren markalar ise kazançlarının bir kısmını sosyal sorumluluk projelerine aktarıyorlar.

4- Kıyafet Kiralama Fikrini Benimse

Yapılan araştırmalar, her dört kişiden birinin dolabındaki kıyafetlerin sadece yüzde 10’unu giydiğini gösteriyor. Yavaş modanın öne sürdüğü çözümler arasında kıyafet kiralama anlayışı da yer alıyor. Dünya genelinde pek çok internet sitesi bu konuda tüketicilere seçenekler sunuyor.

5- Kendi Söküğünü Kendin Dik

Sonu gelmeyen alışveriş çılgınlığını en aza indirgemek için yavaş moda, “evde kendin yap” fikrini ortaya atıyor. Tüketicileri aynısından binlerce üretilen tasarımlar yerine, kendi dokunuşlarını kattıkları daha kişisel parçalara yönlendiriyor.

6- Yavaşlığa Övgü Fikrine Sen de Katıl

“Daima daha hızlı, daha yeni” söylemi yerine, yavaş moda tercihini yavaşlıktan yana yapıyor. Bu bilinç sayesinde hayatın tadını daha fazla çıkarmak mümkün. Zaten söylemin temelinde öze dönüş fikri de var.

***Sürdürülebilir moda hareketi ve neden önemli olduğu konusunda daha fazla bilgi edinmek isteyenler için yakın zamanda Yeni İnsan yayınevinden çıkmış güzel bir kitap var; editörlüğünü Şölen Kipöz’ün yaptığı “Sürdürülebilir Moda”.

Doğa ve Emek Dostu Alternatif Hediyeler

alternatif hediye-marthastewart.com

Alternatif hediyelerden kastım, üretim sürecini bildiğimiz hatta takip edebildiğimiz, öncelikle yerli üretim olan, mümkünse satın almak için verdiğimiz paranın güzel bir amaç uğruna kullanılacağını bildiğimiz ürünler…

Bu gibi ürünleri, el yapımı eşya satan mağazalarda, artık kolayca internette, vakıf veya derneklerin kendi mağazalarında veya web sitelerinde satılan hediyelik eşyalar arasında bulabiliriz.

Ben şu ana kadar keşfettiğim bazı seçenekleri yazıyorum, yenilerine rastladıkça güncellemeye devam edeceğim.

Ama… Hediye satın almadan da hediye vermek mümkün, önce bu alternatiflerle listeye başlamak istiyorum 🙂

Değiş-Tokuş günleri düzenleyin!

Artık kullanmadığınız eşyaları birbirinize hediye edin, hem de eşya paylaşırken sohbet edin, yiyin için, oyun oynayın… Paylaşmanın sınırı yok, bundan güzel hediye olur mu?

Elde kalan eşyalarınızı da tanımadıklarınıza hediye edebilirsiniz. Belediyelerin ve bazı kuruluş ya da derneklerin kullanılmış eşya toplama merkezleri var. Buralara bağışlayacağınız kullanılmayan eşyalar başkaları için çok güzel ve faydalı bir hediye olabilir. Bununla ilgili yazıma göz atabilirsiniz.

Satın alacağınız ya da evde yapacağınız bir hediye yerine zamanınızı hediye edin!

Birisiyle iyi vakit geçirmek hem o kişiyle bağlarımızı güçlendirir hem de mutluluk verirken daha az tüketmemize vesile olur. Ayrıca zaman yaratmak, zamanını veren ve o zamanı alan iki taraf için de hediye oluyor. Olabilecek en yerel ve sürdürülebilir hediye 🙂

Yok ben illa ki bir şey almalıyım diyorsanız,  alternatif hediyeler için size birkaç tavsiye…

Nahıl

nahıl dukkan

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’nın iktisadi işletmesi olan Nahıl, dar gelirli üretici kadınların ürünlerini pazarlayarak onlara sürdürülebilir bir gelir kaynağı sağlıyor. Ev dekorasyon eşyaları, doğal sabunlar, giyim ve aksesuar, takı, özel tasarım defterler, oyuncaklar… Hepsi de el emeği göz nuru. Bazı ürünlerinin fiyatlarını biraz pahalı buluyorum ama o paranın hakkıyla üretene gittiğini ve iyi bir amaç için harcandığını bilmek benim içimi rahatlatıyor. Nahıl ayrıca ikinci el kıyafet ve aksesuar da kabul ediyor. İkinci el ürünlerin satışından elde edilen gelirle, kadın girişimciliğine ve erken çocukluk eğitimine destek veriliyor.

Geçen gün dükkana uğradığımda dikkatimi çekti, her ürünün etiketinde üreten kadının ismi yazıyordu, emek sahibini tanımak o ürünün değerini bin kat daha arttırıyor… İstanbul’da İstiklal Caddesi Bekar sokakta bir dükkanı bulunan Nahıl’ın web sitesinden de sipariş verilebiliyor.

TEMA Vakfı Hediyelik

TEMA Vakfı’nın doğal ve geri dönüştürülmüş malzemelerden ürettiği hediyelik eşya seçenekleri oluyor. Genelde kalem, defter, aksesuar olarak üretilen bu hediyelik eşyalar bazı büyük kitapçılarda bulunabiliyor, veya TEMA’nın internet sitesinde Bağış ve Destek bölümünde ürünler ve hediyeliklere yer veriliyor.

Geçen yıllarda, TEMA’nın geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilmiş bir kalemi bana hediye gelmişti, kalemin ucundaki küçük bölmede de Ladin ağacı tohumları vardı! Tohumları arazisi olan arkadaşlarıma dağıtmıştım, kalemi de hala kullanıyorum 🙂

TEMA Vakfı’na destek olacak bir diğer hediye alma yöntemi de fidan bağışı. Başkaları adına fidan bağışında bulunup, yılbaşı, doğum günü, bebek doğumu gibi farklı günlere özel yapılmış sertifikaları hediye olarak verebilirsiniz.

TEGV Hediyelik

Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın da hediyelik eşya seçenekleri var, ayrıca tebrik kartı seçenekleri de baya fazla. Vakfın açtığı internet mağazasında tüm çeşitleri bulabilir ve buradan sipariş verebilirsiniz.

TEGV de hediye almaya alternatif olarak bağış yapma seçeneği sunuyor. Başkası için çocukların eğitimine destek olmak üzere bağışta bulunup, karşılığında o kişi adına alacağınız paylaşım sertifikasını hediye verebilirsiniz.

Kır çocukları

kir cocuklari urunlerKır Çocukları, kentten uzaklaşıp kırsalda bir yaşam kurmayı tercih eden ve Tahtacıörencik köyünde, küçük ölçekli aile çiftliği, doğal tarım, permakültür gibi uygulamalar yaparak doğayla uyum içinde bir yaşam sürdüren bir grup… Ben isimlerini ilk olarak sabun yapmaya merak saldığımda duymuştum, doğal sabun yapımı atölyeleri düzenliyorlardı.

Kır Çocukları’nın ürettikleri bu doğal sabunlarla birlikte, bitkisel yağlar, merhemler,  doğal kozmetikler, kurutulmuş çay ve baharatlıklar gibi ürünlerini internet üzerinden sipariş edebiliyorsunuz.

Web sitelerinde, hepsi kendi topladıkları veya kaynağını bildikleri malzemelerle üretilmiş bu el emeği ürünlerin içerikleri ve üretimleriyle ilgili güzel ve yararlı bilgiler de bulabiliyorsunuz. Geriye içiniz rahat, güvenle sipariş vermek kalıyor 🙂

Gökçe’nin Bahçesi

gokcenin bahcesi tohumlu kagitlarHarika bir alternatif hediye seçeneği daha öneriyorum: tohumlu kartlar ve toplar! Instagram’da tesadüfen keşfettiğim Gökçe’nin Bahçesi hesabında, rengarenk ve pek tatlı tasarımlarla geri dönüştürülmüş kağıtların içine yerleştirilmiş tohumlar, özgün ve sürdürülebilir hediyeler olarak sunuluyor.

Hediyelik olmasının yanında, doğum veya evlilik için tebrik ve kutlama amacıyla, ya da bir anma aracı olarak bu tohumlukları düşünmek mümkün. Toprakla buluşunca hayat bulacak ve belki nesiller boyu yaşayacak olan bu tohumluklar, sevdiklerinizle birlikte doğal çevreye de vereceğiniz bir hediye.

Tohum topları fikrini ilk ortaya atan, geliştirdiği doğal tarım yöntemiyle tanınan Japon çiftçi ve düşünür Masanabu Fukuoka. 1970’li yıllarda yükselmeye başlayan çevre hareketleriyle birlikte gelişen, özellikle şehirlerde kıraç alanları yeşillendirmek amacıyla başlatılan “gerilla bahçecilik” uygulamalarında kullanılan temel yöntemlerden birisi… Gerilla bahçeciliğiyle ilgili biraz daha detaylı bilgi için buraya bakabilirsiniz.

 

%100 Meyve Suyu ve Diğerleri…

meyve suyu satin alirken

Meyve suyu, içinde vitamin ve mineraller olmasına rağmen, birkaç meyve yediğimizde aldığımızdan daha fazla şeker içeriyor ve çoğunlukla meyvenin içindeki lifler de kaybedilmiş oluyor.

Ambalajlı bir meyve suyunda ise, işin içine ekstra şeker veya yapay tatlandırıcılar da giriyorsa şekerin zararı katlanarak  artıyor.

Meyve suyunu evde de yapsanız içindeki şeker oranının yüksek olacağını unutmayın. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) önerdiği günlük şeker miktarı 25g; bir kutu gazlı içecekte ortalama 35g şeker bulunurken, saf portakal veya elma suyundaki miktar 26g!

%100 meyve sularının illa da içilecekse suyla seyreltilerek içilmesini önerenler de var. Gün içinde tükettiğimiz gıdaların bir bölümünden zaten belli oranda şeker alıyoruz, meyve suyu tüketiminde bunu da göz önünde bulundurmak lazım.

Piyasada gördüğümüz %100 meyve sularıyla meyve nektarları arasında fark var. Yönetmeliğe göre %100 meyve sularına ilave şeker, yapay tatlandırıcı ve koruyucu eklemek yasak. Eğer ürün katkı maddesi ve tatlandırıcı içeriyorsa, nektar veya meyveli içecek olarak adlandırılıyor.

Kısaca, eğer tüketiyorsanız meyve nektarı veya içeceği yazan ürünleri değil, %100 meyve suyu ibaresi olanları tercih etmek, ve şeker meselesini göz önünde bulundurup tüketim miktarını da kısıtlamak en iyisi…

Çikolata Alırken Nelere Dikkat Etmeli?

cikolata alirken

Çikolatanın içinde faydası olan şey kakao, dolayısıyla kakao oranı ne kadar yüksek olursa o kadar iyi. Kakao oranı düşük olan sütlü çikolataların içinde bol miktarda süt tozu bulunuyor. Bu arada, kakaosu az veya çok da olsa çikolata üretimi şekersiz olmadığı için fazla tüketmemek en iyisi, ama vazgeçmek de zor! Bu yüzden günde en fazla iki küçük parça yiyorum, çoğunlukla kahvenin yanında, o da her gün değil… Mutlaka en az %60 kakaolu ve içinde glikoz-früktoz yerine doğal şeker kullanılmış olanları tercih ediyorum. Aslında son zamanlarda neredeyse her büyük firmanın en az %60 kakaolu çikolata ürünü var, çünkü bilinç arttıkça talep de artıyor.

Kakao Türkiye’de yetişen bir şey değil maalesef, o yüzden hammadde olarak bize gelişinde bıraktığı bir karbon ayak izi var! Çikolatada da kahvede olduğu gibi adil ticaret (fair trade) sistemi var. Küçük üreticinin desteklenmesini, üretim sürecinde iyi çalışma koşullarının sağlanmasını ve aracının payını azaltarak üreticinin fiyattan daha fazla pay almasını sağlayan bir sistem bu. Fakat Türkiye’de adil ticaret ürünü olan çikolatayı, ithal organik ürünler satan internet siteleri dışında marketlerde bulmak çok zor. Yerli markaların hiçbiri de benim gördüğüm kadarıyla bu sisteme dahil değiller maalesef! İsveç markası Chocolat Stella‘nın adil ticaret ve en az %60 kakaolu ürünlerine internetten ulaşılabiliyor.

Adil ticaret seçeneği sınırlı olduğu için çikolatayı az tüketmeye çalışıyorum ve çoğunlukla, üretim ve dağıtım aşamasından bizim marketlere geliş sürecinde daha az karbon ayak izi bıraktıklarını düşünerek yerli markaları tercih ediyorum. Yabancı markalardan üretimini yerel fabrikalarda yaptıranlar da var, ama marketlerde rahatça bulabildiğimiz çok bilinen bazı yabancı markaları, başka ürünlerindeki çevreye duyarlılık tartışmalarından dolayı desteklemek istemiyorum. Bir de böyle dev şirketlerin zararı da devasa oluyor. Dünya çapında tepki çeken, palmiye yağı üretimiyle bağlantılı yağmur ormanları yıkımındaki sorumluluğun yaklaşık %40ının, pazarı yöneten birkaç büyük şirkete ait olması iyi bir örnek! Bu sebeple de ben yerli ürünleri tercih ediyorum.

Torku, Eti ve Ülker‘in %60 ve üstü kakaolu çikolatalarını marketlerde kolayca bulmak mümkün…

Mutluluk, Akıl Sağlığı ve Şehir Yaşamı…

yogun kentlesme

Gün geçtikçe İstanbul’da ruhumu besleyecek şeyler bulmakta daha çok zorlanıyorum. Evet, sanat ve kültürün, her türlü sosyal aktivitenin ve yeniliğin merkezi burası, ama ruhu beslemek için bunlar yeterli mi? Benim ruhumun en büyük besin kaynağı, doğası ve tarihi dokusuyla yaşadığım çevre, soluduğum hava.

Şu anda yaşadığım sokakta 3 inşaat var, geçtiğim yollarda parmakla sayılacak kadar az ağaç, ama adım başı yükselmeye devam eden binalar, her an yolumu kesen arabalar ve hep daha çok beton var!

Sürekli bir yenilik, sürekli bir ilerleme çabası. Her an hafıza kaybı yaşar olduk, “Ya geçen ay burada bir pastane yok muydu?”. Bırakın 50 seneyi, 5 sene hatta 5 ay öncesi bile tarih oldu, sadece kitaplardan okuyabileceğimiz bir tarih!

ekümenopolis

 

İlerlemeyle ilgili C.S. Lewis’in güzel bir sözü var:

“İlerlemek, varmak istediğiniz yere yaklaşmak anlamına gelir. Eğer yanlış bir yere saparsanız, o zaman ileri gitmeye devam etmek sizi istediğiniz yere yaklaştırmaz. Eğer yanlış yoldaysanız ilerlemek, yön değiştirip doğru yola geri dönmektir, bu durumda en çabuk geriye giden kişi en ilerici olandır.”

 

Benim “ruhu besleyemeyen kentlerle” ilgili hislerim, bilimsel olarak da kanıtlanmış. Çarpık yapılaşma ve doğal alanların tahribatına yol açan aşırı kentleşme içinde yaşayan insanlar, mutsuz olmaya daha eğilimli!

Yapılan bir araştırmaya göre, yoğun kentleşme ruhsal denge bozukluğu ve depresyon riskini arttırıyor. Bir diğer araştırma ise, şizofreni vakalarının şehirlerde iki katı oranında görüldüğüne dikkat çekiyor. Aşırı kentleşmeye bağlı olarak beyin fonksiyonlarında değişimler olduğu gözlemlenmiş.

Yeşil alandan yoksun yaşamak zorunda kalan insanlarda kaygı ve bunalım oranının, yeşille iç içe yaşayanlara kıyasla çok daha yüksek olduğu da bir diğer araştırmanın sonucu.

apartman bahçe

“Kentsel dönüşen” binaları büyütmek için, birkaç ağaç ve bitki çeşidiyle en azından bir yaşam belirtisi sunan bahçelerini de çoğunlukla yok ediyorlar. Sonra, neden insanlar bencilleşiyor, birbirlerine yabancılaşıyor, empati yoksunluğu toplumun neden en belirgin sorunlarından birisi diye düşünüyoruz. Ben size söyleyeyim, sebeplerinden biri de apartman bahçelerimizin bile yok edilmesi! Yine bir araştırmayla sabit (ki bunu bilmek için bilimsel araştırmaya da gerek yok, sağduyu yeterli!), bahçeli apartmanlarda yaşayan insanlar arasında topluluk bilinci ve aktif katılım daha yüksek oluyor!

Yeşil alanların beton yığınlarına kıyasla çok az olduğu yaşam mekanlarının çocuk gelişimi açısından da olumsuz etkileri var. Avustralya’da yapılmış bir araştırmaya göre, apartmanlarda büyüyen çocuklar, özgür hareket alanları ve fiziksel aktiviteleri sınırlı olduğu takdirde, sosyal ve devinim becerileri daha zayıf yetişiyorlar. İngiltere’de yapılmış bir araştırma da, benzer koşullarda yaşayan çocukların %93’ünde davranış bozukluğu görüldüğüne dikkat çekiyor. Akla gelmeyecek başka sağlık etkilerinden de bahsediliyor. Mesela, görüş alanları sınırlı olduğu için miyop, gürültüye daha fazla maruz kaldıkları için okuma ve işitme bozukluları gibi… Hava kirliliğine bağlı astım ve solunum bozuklukları da cabası!

Asıl sorun, çoğu insanın düşük kalitedeki bu yaşamı, tam tersine bir yükseliş olarak görüp talep etmesi, “tamam binamız depreme dayanıklı olsun ama neden bahçemizden de oluyoruz?” diye kimsenin tepki göstermemesi, herkesin yenilenen mutfağı, banyosu ve akıllı asansörleriyle mutlu olması! Hep daha fazlası, ama sadece kendimiz için. Yeme ve içme gibi temel ihtiyaçlarımız için göbekten bağımlı olduğumuz yeryüzü, ve buradaki yaşamı birlikte paylaştığımız diğer canlılar için de bir şeyler istemek kimin aklına geliyor?

doga yuruyus

 

 

 

Sırasıyla bahsedilen araştırmalar:

1-Sundquist, K., Golin, F., Sundquist, J., Urbanisation and incidence of psychosis and depression, British Journal of Psychiatry (2004), 184, 293-298.
2- Lederborgen, F. et al. 2011. City living and urban upbringing affect neural social stress processing in humans. Nature 474, 489-501, 23 June 2011
3- Maas J, Verhej RA, de Vries S et al. J Epidemiol Community Health published online 15 Oct 2009
4-Zaff J., A.S. Devlin. 1998. Sense of community in housing for the elderly. J Community Psychol 1998; 26(4):381-398.
5-Randolph B. 2006. Children in the Compact City. Fairfield B, (Sydney) as a suburban case study, University of NSW, Paper Commissioned by the Australian Research Alliance for Children and Youth, October 2006
6-Evans G. W., P. Lercher, W.W. Kofler. 2002. Crowding and children’s mental health: the role of house type. J Environ Psychol 2002; 22(3):221-231

Çamaşırda Zararsız Temizlik

dogal camasir deterjani

Birçok kaynakta yüksek risk grubunda gösterilen zararlı kimyasalları içermeyen çamaşır deterjanları yok değil…

Öncelikle söyleyeyim; piyasada daha doğal olarak lanse edilen deterjanların çoğunun içeriğinde parfüm de var. Parfüm tartışmalı, çünkü birçok kimyasalın karışımını ifade edebiliyor, yönetmeliğe göre detaylı olarak bileşiminin açıklanması zorunlu değil.

Ancak, citronellol ve limonene gibi bazı maddelerle birlikte, deterjan içindeki toplam konsantrasyonu yönetmelikteki limiti geçen, alerjik koku maddeleri etiketlenmek zorunda. Dolayısıyla, eğer yüksek risk grubunda gösterilen zararlılar varsa, ürünün içindekiler kısmında görme şansımız var. Aynı durum, enzimler, dezenfektanlar ve optik parlatıcılar için de geçerli.

Citronellol ve limonene gibi maddelerin, alerjik reaksiyonu, solunum rahatsızlıklarını ve kanseri tetikleme gibi zararları olduğu tartışılıyor. Ayrıca suya karışan bu maddelerin toprak ve su kaynakları üzerinde de olumsuz etkileri var. Daha az katkılı bazı deterjanlarda rastladığım Coumarin ve Linalool da benzer tartışmaların muhatabı! Coumarin, doğal olarak bulunan ve sentetik olarak üretilen bir koku kimyasalı, yüksek risk grubu içinde gösteriliyor, alerjik reaksiyonlara yol açtığını gösteren çalışmalar var. Linalool ise orta risk grubunda görülüyor, bağışıklık sistemine olumsuz etkilerini ve yine alerji tetikleyici olduğunu tartışan bilimsel çalışmalar var.

Maalesef bazı ürünlerde içindekiler kısmında açıklamalar paketten pakete değişebiliyor! Aynı ürünün bir paketinde içindekilerde sadece optik beyazlatıcı yazarken, başka bir pakette Coumarin veya Linalool eklendiğini de görüyorsunuz! Bu gerçekten kafa karıştırıcı. Ben böyle bir duruma denk geldikçe burayı da güncelliyorum.

Yumuşatıcılar da aynı şekilde bir sürü tartışmalı madde içeriyor, yoğun parfümü de cabası. Bazılarının sadece kokusunu duymak bile alerjik reaksiyona sebep olabiliyor. Yumuşatıcıda da doğal alternatifler var ama ben genelde elma sirkesi kullanıyorum. Bazen çamaşırlar ıslakken kokusunu alabiliyorsunuz, kuruduktan sonra da kaldığına hiç rastlamadım. Beni bu kadarı rahatsız etmiyor, sirke kokusuyla barışık değilseniz bir şey diyemem tabii ama en azından genel temizlikte çamaşır suyu yerine kullanabilmek için barışmanızı tavsiye ederim 🙂

Her zamanki gibi, yerli üretim olduğu için karbon ayak izi ufak olan ve insan – çevre sağlığına daha duyarlı olan ürünleri tavsiye ediyorum…

U Green Clean

U Green Clean, Uzay Kimya’nın “Eco Garantie” sertifikalı ürün grubu. Bu sertifika, ürünlerde organik ve doğal hammadde kullandığını tescilliyor, ürün içerikleri doğada biyolojik olarak çözünen maddelerden oluşuyor. Peki nedir bu Eco Garantie sertifikası? 1984’ten beri Danıştay onaylı olarak faaliyet gösteren, Belçika merkezli Ulusal Biyolojik Tarım Ürünleri Dağıtıcıları Meslek Birliği’nin (Probila-Unitrab) yürüttüğü bir sertifika sistemi, denetleyicisi ise organik ürünler konusunda uzmanlaşmış olan küresel kuruluş Certisys.

Ürünün satışı CarrefourSA ve Metro mağazalarında yapılıyor, bunun dışında bazı küçük ölçekli yerel marketlerde de ürünü bulmak mümkün, satış noktalarına web sitesinden göz atabilirsiniz. Sık kullandığınız bir markete talepte bulunarak ürünün getirtilmesini sağlayabilirsiniz. Bu ürün grubunda, organik lavanta yağlı bitkisel çamaşır deterjanı ve yine lavanta yağlı yumuşatıcı var.

Mom’s Green

Mom’s Green markasının tüm ürün grubu da “Eco Garantie” sertifikasına sahip. Çevre mühendisi Işık Kırgız tarafından geliştirilmiş olan Mom’s Green markası, çamaşır deterjanının yanında bulaşık ve genel temizleyici ürünler ile, bebeklere özel temizlik ürünleri de içeriyor. Çamaşır grubunda organik lavantalı, kır çiçekleri, beyaz çiçekler ve sabun kokulu çamaşır deterjanı çeşitleri ile bitkisel yumuşatıcıları bulunuyor…

Bildiğim kadarıyla sadece internet üzerinden sipariş verilebiliyor. Web sitesinde ürün içerikleriyle ilgili çevre ve insan sağlığı açısından detaylı bilgiye ulaşabiliyorsunuz, bunu da bir artı olarak belirtelim. Sipariş için Mom’s Green markasının web sitesi olan Yeşil Anne‘ye üye olmak gerekiyor.

Eti Matik Bor Temizlik Ürünü

1935 yılında kurulmuş olan Eti Maden işletmelerinin ürettiği Eti Matik Bor deterjanın %30’u boraks, %15-20’si sağlık ve çevre açısından risk grubunda olmayan sodium stearat ve %5’i de yine aynı şekilde zararsız olan sodada oluşuyor.

Boraks doğal bir maden ve doğal temizlikle ilgili birçok kaynakta kullanılabilir bir madde olarak gösteriliyor. Temizlik ve kişisel bakım ürünlerinin yanında tarımda da kullanılıyor. Sodium Borate olarak da bilinen boraksı Borik Asitle karıştırmamak lazım, zira bu, boraksın sülfürik asit veya hidroklorik asitle bileşiminden doğan bir madde…

Bununla birlikte boraksın, bazı kişilerde solunum yollarında ve ciltte alerjik reaksiyonlara yol açabileceğini gösteren bilimsel çalışmalar var. Fakat yüksek oranda maruz kalma ya da aşırı kullanım durumunda oldukça risksiz bir madde olarak bildiğimiz karbonatın da cilt üzerinde benzer etkisi olabiliyor. Boraks, birçok güvenilir kaynakta sağlık açısından yüksek risk grubunda gösterilen bir madde değil.

Diğer yandan belli ölçülerde bor madeni, bitkiler ve insan vücudu için faydalı mineraller de içeriyor.

Türkiye’nin dünyadaki bor madeni rezervlerinin %75’ine sahip olduğunu düşünürsek, bunun yerli ve doğal bir ürün için değerlendirilmesi çok güzel bir girişim. Ayrıca ürün paketleri üzerindeki “Eti Matik Çevre Dostudur” ibaresini, ürün ambalajında kullanılan malzemenin geri dönüştürülebilir özellikte olmasına ve baskıda kullanılan mürekkebin ağır metaller içermediğine dikkat çekilmesini de çok takdir ettim 🙂

Eti Matik Borlu deterjanın hangi marketlerde satışının yapıldığına dair güncel bilgi için web sitesine bakabilirsiniz.