Alışverişte “Gıda Kilometresi”ne Dikkat Ediyor Muyuz?

gida kilometresi

Satın aldığınız gıdanın sofranıza ulaşana kadar ne kadar yol kat ettiğini hiç düşündünüz mü? Bir gıdanın üretildiği yerden alınıp tüketiciye ulaştırılması için ne kadar uzun bir yolculuk gerekiyor, bu süreçte harcanan enerji ve karbon salınımı, çevreye verilen zarar, diğer bir deyişe nakliyeden kaynaklanan karbon ayak izi ne kadar; bu mesafe hesabına gıda kilometresi (food miles) deniyor.

Küresel ticaret ağı bize kendi topraklarımızda yetişmesi mümkün olmayan ürünleri yeme fırsatı sağlıyor. Bunların arasında belki de birçoğumuzun vazgeçemeyecek kadar alışmış olduğu yiyecek ve içecekler var, mesela çikolata, kahve, tropik meyveler vs. gibi. Eğer bunları tüketmeye devam etmek istiyorsak gıda kilometresi hesabının yüksek çıkması kaçınılmaz. Bu durumda üretim yeri, üretim koşullarının ne kadar etik ve sürdürülebilir olduğu gibi konulara dikkat etmek mümkün. Afrika’dan gelen kakao hammaddesinin İsviçre’de çikolataya dönüştürülmüş halini İstanbul’da satın almak yerine, İstanbul’da üretilen çikolatayı seçmek, veya Güney Amerika’dan gelen kahvenin adil ticaret koşullarında üretilmiş olanını satın almak gibi daha duyarlı tercihler yapılabilir.

Basic RGB

İllüstrasyon: Mr.Murray

Bununla birlikte küresel ticaret anlaşmaları bizi, yanı başımızda üretilen bir gıdanın kilometrelerce ötedeki bir ülkeden gelen versiyonunu almaya zorlayabiliyor! Bu konuda aklıma gelen ilk örnekler hep muz ve ceviz oluyor. Türkiye’de muz ve ceviz yetişiyor, ama etrafımızdaki irili ufaklı marketlerin çoğunda yerlilerini bulmak imkansız! İşte ithal ürünü almaya zorlama kısmı burada devreye giriyor, en ulaşılır yerlerdeki marketlerde yerli ürünler yerine ithalinin satışı yapılıyor. Yerli alternatiflerin dağıtım ağı ithallere göre daha sınırlı, ayrıca bazı ürünlerde ithallerin fiyatı yerlilere göre daha ucuz olabiliyor. Akla mantığa sığmayacak bir durum ama gerçek, işte “anlaşmalar” burada devrede!

Muz alırken elinizi attığınızda meyvenin üstüne yapıştırılmış küçük etikete bakınca Peru, Guatemala yazısını falan görüyorsanız aklınıza şu soru gelsin: “Anamur ya da Alanya’da yetişen muzun ne eksiği var?”. Tek eksiği “gıda kilometresi”, o da pek iyi bir özellik.

kuru bakliyatKuru bakliyatta da aynı sorun var… Bir gün marketten kuru börülce almaya kalkmıştım, paketin arkasını çevirip menşei kısmına bakınca “Yok artık!” demekten kendimi alıkoyamadım! Börülce taa nerelerden gelmiş biliyor musunuz? Peru! Yaa, işte böyle… Bizde börülce yetişmiyor ya, Güney Amerika’dan börülceyi getirip burada paketliyoruz. Kuru bakliyatları alırken en azından buna dikkat edebiliriz, “Anadolu’nun güzelim köy mercimekleri, Ege’nin mis gibi börülceleri dururken neden bu karbon ayak izine ortak olayım ki?” diye kendinize bir soruverin… Kuru bakliyat ürün paketlerinin arkasında ürünün menşei yazıyor, Türkiye olanları almaya dikkat edebiliriz!

gida topluluklariYerli üretim imkanı olan gıda ürünlerinde ithale yönelmemek tüketici olarak bizim elimizde, biraz araştırmayla yerli alternatiflere ulaşmak mümkün. Farklı illerde gitgide gelişmekte olan, yerel üreticilerin doğal ürünlerini tüketicilerle aracısız buluşturmayı hedefleyen gıda toplulukları desteklenmesi gereken güvenilir bir kaynak. Türkiye’deki iletişim kurulabilecek toplulukların listesine gıda toplulukları web sitesinden ulaşılabilir.

Kuru bakliyatta aklıma gelen bir yerli ve doğal üretim alternatifi de Ovacık ürünleri. Hem yerli üretim hem sosyal sorumluluk! Ovacık Belediye’sinin doğal fasulye ve nohutları bir çok açıdan etik ürün sıralamasında zirvede olmayı hak ediyor. Yerel yönetimin desteğiyle ve doğal koşullarda üretilen bu ürünlerin bir başka güzel özelliği daha var, belediye bu ürünlerin satışıyla öğrencilere burs imkanı da sağlıyor.

ovacik dogalOvacık ürünlerine web sitesinden sipariş vererek ulaşılabiliyor. Nohut ve kuru fasulye dışında bal ve arı ürünleri, doğal kaynak tuzları, dut ve pekmez çeşitleri bulunuyor. Ürünlere talep çok fazla. Belediyenin Facebook hesabında belirtilene göre, küçük bir ilçe olan Ovacık’ta sınırlı olanaklarla üretimi ve gönderimi yapılabilen ürünlerin tesliminde gecikmeler yaşanabiliyor. Bu yüzden fasulye ve nohudunuz bitmeden önce sipariş vermek en iyisi 🙂

migros anadolu lezzetleriMigros’un Anadolu Lezzetleri adıyla piyasaya sürdüğü ürünler arasında da kuru bakliyat çeşitleri var. Yerli tohumlarla üretimi ve yerel türleri çoğaltıp desteklemeyi hedefleyen bu ürün grubunda Yozgat sultani yeşil mercimek, Uşak sarı mercimek, İspir kuru fasulyesi gibi yöresel çeşitler bulunuyor. Ürünler organik sertifikalı değil, fakat web sitesinde geleneksel yöntemlerle sınırlı sayıda üretildiklerine dair bir açıklama var, hatta bu sebeple her dönem mağazalarda tüm çeşitlere ulaşmanın mümkün olmayabileceği belirtiliyor. ‘Geleneksel yöntemler’ tanımı çok belirsiz tabii, ama yine de Peru’dan ya da Çin’den gelen kuru bakliyata tercih etmeniz için birçok sebep var!

Gıda kilometresini düşününce aklıma gelen bir diğer meyve de son yıllarda adını daha sık duyar olduğumuz Avokado! Çok sevdiğim bir meyve, bir sürü de faydası var. Ama tıpkı kakao ve kahve çekirdeği gibi avokado da, aşırı sevmekle birlikte “peki şu gıda kilometreleri ne olacak” diye dertlenip durduğum, beni çelişkilere sürükleyen ürünlerden birisiydi, çünkü yerli üretimi yoktu. Ama artık Akdeniz bölgesinde yerli avokado üretiliyor! İnternette biraz araştırdığımda tek bulabildiğim 2011 yılına ait bir haberdi, bir tarım fuarında böyle bir açıklama yapılmış. Sonra organik pazarda mis gibi Anamur avokadosuyla karşılaştım! Tam da tezgahına denk gelmişim, başındaki beyefendi Türkiye’deki avokado yetiştiriciliğini başından beri bilen ve takip eden birisi çıktı. Meğer ilk avokado 20 yıl önce Silifke’de ekilmiş ve meyveleri toplanmaya 10 yıl önce başlanmış. Eylül’den Ocak’a kadar tam mevsimi, gelsin yerli avokadolar, güzelim salatalar ve soslar!

yerel gida

Gıdada sadece doğalı değil aynı zamanda yerel olanı da aramak gerekiyor. Doğal ve sağlıklı gıdaya daha fazla ulaşmanın tek yolu, bunun kaynağı olan çevrenin haklarını da gözetmekten geçiyor. Daha az gıda kilometresi, daha az karbon ayak izi demek, bunun için yerel ve etik tüketim!

Küresel Isınmaya Karşı Daha Az Et

Will Etling-gıda devrimi

Tasarım: Will Etling

Küresel ısınmayla mücadelede en etkili yöntemlerden birisi et tüketimini azaltmak.

Bu yeni bir bilgi değil, ama Londra merkezli hatrı sayılır araştırma kurumu Chatham House bu konuda geçtiğimiz aylarda bir rapor yayınladı. Nüfusun çoğunluğunun yeme alışkanlıklarını et değil sebze ağırlıklı olarak değiştirmesinin, küresel ısınmanın ilerleyişini yavaşlatacak etkiye sahip olduğunu söylüyor. Hatta, aşırı et tüketimini azaltmazsak, küresel ısınmada tehlike sınırı olan 2 dereceyi geçmenin kaçınılmaz olduğu belirtiliyor!

Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre, hayvancılık endüstrisi küresel ısınmanın sebebi olan sera gazı salınımının %15’lik oranından sorumlu! Bu rakam, ulaşım araçlarının karbon salınımından daha yüksek.

Su kaynaklarının yaklaşık %70’i endüstriyel et üretimi için ve yeryüzündeki arazilerin yarısına yakını hayvan yemi üretimi ve otlatma için kullanılıyor.

Kısaca, yeme ve tüketme alışkanlıklarımız küresel ısınmayla doğrudan bağlantılı! Hepimiz sorumluluk almak ve toplumsal bilincin bu yönde artmasına katkıda bulunmak için harekete geçmeliyiz.

sebze meyve 2Et ve süt ürünlerini daha az tüketmek, sebze ve kuru bakliyat ağırlıklı olarak yeme alışkanlıklarımızı değiştirmek, etik ürünleri tercih etmek ve adil ticareti desteklemek bizim elimizde!

Gelecek insan türünün geleceği zaten, yoksa bizim de parçası olduğumuz doğa için hava hoş!

Neden mi?

Çünkü canlı ve cansız bileşenleriyle birlikte doğa 4,5 milyar yıldan daha uzun zamandır burada, insanlardan 22500 defa daha uzun zamandır! Onun bize ihtiyacı yok, neslimizin devamı için bizim ona ihtiyacımız var. Doğa, kendi kendini yenileyebilir, evrilebilir, daha önce defalarca yaptığı gibi. Bu süreçte bizim olup olmayacağımız ise bugünkü tercihlerimize bağlı…

%100 Meyve Suyu ve Diğerleri…

meyve suyu satin alirken

Meyve suyu, içinde vitamin ve mineraller olmasına rağmen, birkaç meyve yediğimizde aldığımızdan daha fazla şeker içeriyor ve çoğunlukla meyvenin içindeki lifler de kaybedilmiş oluyor.

Ambalajlı bir meyve suyunda ise, işin içine ekstra şeker veya yapay tatlandırıcılar da giriyorsa şekerin zararı katlanarak  artıyor.

Meyve suyunu evde de yapsanız içindeki şeker oranının yüksek olacağını unutmayın. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) önerdiği günlük şeker miktarı 25g; bir kutu gazlı içecekte ortalama 35g şeker bulunurken, saf portakal veya elma suyundaki miktar 26g!

%100 meyve sularının illa da içilecekse suyla seyreltilerek içilmesini önerenler de var. Gün içinde tükettiğimiz gıdaların bir bölümünden zaten belli oranda şeker alıyoruz, meyve suyu tüketiminde bunu da göz önünde bulundurmak lazım.

Piyasada gördüğümüz %100 meyve sularıyla meyve nektarları arasında fark var. Yönetmeliğe göre %100 meyve sularına ilave şeker, yapay tatlandırıcı ve koruyucu eklemek yasak. Eğer ürün katkı maddesi ve tatlandırıcı içeriyorsa, nektar veya meyveli içecek olarak adlandırılıyor.

Kısaca, eğer tüketiyorsanız meyve nektarı veya içeceği yazan ürünleri değil, %100 meyve suyu ibaresi olanları tercih etmek, ve şeker meselesini göz önünde bulundurup tüketim miktarını da kısıtlamak en iyisi…

Çikolata Alırken Nelere Dikkat Etmeli?

cikolata alirken

Çikolatanın içinde faydası olan şey kakao, dolayısıyla kakao oranı ne kadar yüksek olursa o kadar iyi. Kakao oranı düşük olan sütlü çikolataların içinde bol miktarda süt tozu bulunuyor. Bu arada, kakaosu az veya çok da olsa çikolata üretimi şekersiz olmadığı için fazla tüketmemek en iyisi, ama vazgeçmek de zor! Bu yüzden günde en fazla iki küçük parça yiyorum, çoğunlukla kahvenin yanında, o da her gün değil… Mutlaka en az %60 kakaolu ve içinde glikoz-früktoz yerine doğal şeker kullanılmış olanları tercih ediyorum. Aslında son zamanlarda neredeyse her büyük firmanın en az %60 kakaolu çikolata ürünü var, çünkü bilinç arttıkça talep de artıyor.

Kakao Türkiye’de yetişen bir şey değil maalesef, o yüzden hammadde olarak bize gelişinde bıraktığı bir karbon ayak izi var! Çikolatada da kahvede olduğu gibi adil ticaret (fair trade) sistemi var. Küçük üreticinin desteklenmesini, üretim sürecinde iyi çalışma koşullarının sağlanmasını ve aracının payını azaltarak üreticinin fiyattan daha fazla pay almasını sağlayan bir sistem bu. Fakat Türkiye’de adil ticaret ürünü olan çikolatayı, ithal organik ürünler satan internet siteleri dışında marketlerde bulmak çok zor. Yerli markaların hiçbiri de benim gördüğüm kadarıyla bu sisteme dahil değiller maalesef! İsveç markası Chocolat Stella‘nın adil ticaret ve en az %60 kakaolu ürünlerine internetten ulaşılabiliyor.

Adil ticaret seçeneği sınırlı olduğu için çikolatayı az tüketmeye çalışıyorum ve çoğunlukla, üretim ve dağıtım aşamasından bizim marketlere geliş sürecinde daha az karbon ayak izi bıraktıklarını düşünerek yerli markaları tercih ediyorum. Yabancı markalardan üretimini yerel fabrikalarda yaptıranlar da var, ama marketlerde rahatça bulabildiğimiz çok bilinen bazı yabancı markaları, başka ürünlerindeki çevreye duyarlılık tartışmalarından dolayı desteklemek istemiyorum. Bir de böyle dev şirketlerin zararı da devasa oluyor. Dünya çapında tepki çeken, palmiye yağı üretimiyle bağlantılı yağmur ormanları yıkımındaki sorumluluğun yaklaşık %40ının, pazarı yöneten birkaç büyük şirkete ait olması iyi bir örnek! Bu sebeple de ben yerli ürünleri tercih ediyorum.

Torku, Eti ve Ülker‘in %60 ve üstü kakaolu çikolatalarını marketlerde kolayca bulmak mümkün…

Çamaşırda Zararsız Temizlik

dogal camasir deterjani

Birçok kaynakta yüksek risk grubunda gösterilen zararlı kimyasalları içermeyen çamaşır deterjanları yok değil…

Öncelikle söyleyeyim; piyasada daha doğal olarak lanse edilen deterjanların çoğunun içeriğinde parfüm de var. Parfüm tartışmalı, çünkü birçok kimyasalın karışımını ifade edebiliyor, yönetmeliğe göre detaylı olarak bileşiminin açıklanması zorunlu değil.

Ancak, citronellol ve limonene gibi bazı maddelerle birlikte, deterjan içindeki toplam konsantrasyonu yönetmelikteki limiti geçen, alerjik koku maddeleri etiketlenmek zorunda. Dolayısıyla, eğer yüksek risk grubunda gösterilen zararlılar varsa, ürünün içindekiler kısmında görme şansımız var. Aynı durum, enzimler, dezenfektanlar ve optik parlatıcılar için de geçerli.

Citronellol ve limonene gibi maddelerin, alerjik reaksiyonu, solunum rahatsızlıklarını ve kanseri tetikleme gibi zararları olduğu tartışılıyor. Ayrıca suya karışan bu maddelerin toprak ve su kaynakları üzerinde de olumsuz etkileri var. Daha az katkılı bazı deterjanlarda rastladığım Coumarin ve Linalool da benzer tartışmaların muhatabı! Coumarin, doğal olarak bulunan ve sentetik olarak üretilen bir koku kimyasalı, yüksek risk grubu içinde gösteriliyor, alerjik reaksiyonlara yol açtığını gösteren çalışmalar var. Linalool ise orta risk grubunda görülüyor, bağışıklık sistemine olumsuz etkilerini ve yine alerji tetikleyici olduğunu tartışan bilimsel çalışmalar var.

Maalesef bazı ürünlerde içindekiler kısmında açıklamalar paketten pakete değişebiliyor! Aynı ürünün bir paketinde içindekilerde sadece optik beyazlatıcı yazarken, başka bir pakette Coumarin veya Linalool eklendiğini de görüyorsunuz! Bu gerçekten kafa karıştırıcı. Ben böyle bir duruma denk geldikçe burayı da güncelliyorum.

Yumuşatıcılar da aynı şekilde bir sürü tartışmalı madde içeriyor, yoğun parfümü de cabası. Bazılarının sadece kokusunu duymak bile alerjik reaksiyona sebep olabiliyor. Yumuşatıcıda da doğal alternatifler var ama ben genelde elma sirkesi kullanıyorum. Bazen çamaşırlar ıslakken kokusunu alabiliyorsunuz, kuruduktan sonra da kaldığına hiç rastlamadım. Beni bu kadarı rahatsız etmiyor, sirke kokusuyla barışık değilseniz bir şey diyemem tabii ama en azından genel temizlikte çamaşır suyu yerine kullanabilmek için barışmanızı tavsiye ederim 🙂

Her zamanki gibi, yerli üretim olduğu için karbon ayak izi ufak olan ve insan – çevre sağlığına daha duyarlı olan ürünleri tavsiye ediyorum…

U Green Clean

U Green Clean, Uzay Kimya’nın “Eco Garantie” sertifikalı ürün grubu. Bu sertifika, ürünlerde organik ve doğal hammadde kullandığını tescilliyor, ürün içerikleri doğada biyolojik olarak çözünen maddelerden oluşuyor. Peki nedir bu Eco Garantie sertifikası? 1984’ten beri Danıştay onaylı olarak faaliyet gösteren, Belçika merkezli Ulusal Biyolojik Tarım Ürünleri Dağıtıcıları Meslek Birliği’nin (Probila-Unitrab) yürüttüğü bir sertifika sistemi, denetleyicisi ise organik ürünler konusunda uzmanlaşmış olan küresel kuruluş Certisys.

Ürünün satışı CarrefourSA ve Metro mağazalarında yapılıyor, bunun dışında bazı küçük ölçekli yerel marketlerde de ürünü bulmak mümkün, satış noktalarına web sitesinden göz atabilirsiniz. Sık kullandığınız bir markete talepte bulunarak ürünün getirtilmesini sağlayabilirsiniz. Bu ürün grubunda, organik lavanta yağlı bitkisel çamaşır deterjanı ve yine lavanta yağlı yumuşatıcı var.

Mom’s Green

Mom’s Green markasının tüm ürün grubu da “Eco Garantie” sertifikasına sahip. Çevre mühendisi Işık Kırgız tarafından geliştirilmiş olan Mom’s Green markası, çamaşır deterjanının yanında bulaşık ve genel temizleyici ürünler ile, bebeklere özel temizlik ürünleri de içeriyor. Çamaşır grubunda organik lavantalı, kır çiçekleri, beyaz çiçekler ve sabun kokulu çamaşır deterjanı çeşitleri ile bitkisel yumuşatıcıları bulunuyor…

Bildiğim kadarıyla sadece internet üzerinden sipariş verilebiliyor. Web sitesinde ürün içerikleriyle ilgili çevre ve insan sağlığı açısından detaylı bilgiye ulaşabiliyorsunuz, bunu da bir artı olarak belirtelim. Sipariş için Mom’s Green markasının web sitesi olan Yeşil Anne‘ye üye olmak gerekiyor.

Eti Matik Bor Temizlik Ürünü

1935 yılında kurulmuş olan Eti Maden işletmelerinin ürettiği Eti Matik Bor deterjanın %30’u boraks, %15-20’si sağlık ve çevre açısından risk grubunda olmayan sodium stearat ve %5’i de yine aynı şekilde zararsız olan sodada oluşuyor.

Boraks doğal bir maden ve doğal temizlikle ilgili birçok kaynakta kullanılabilir bir madde olarak gösteriliyor. Temizlik ve kişisel bakım ürünlerinin yanında tarımda da kullanılıyor. Sodium Borate olarak da bilinen boraksı Borik Asitle karıştırmamak lazım, zira bu, boraksın sülfürik asit veya hidroklorik asitle bileşiminden doğan bir madde…

Bununla birlikte boraksın, bazı kişilerde solunum yollarında ve ciltte alerjik reaksiyonlara yol açabileceğini gösteren bilimsel çalışmalar var. Fakat yüksek oranda maruz kalma ya da aşırı kullanım durumunda oldukça risksiz bir madde olarak bildiğimiz karbonatın da cilt üzerinde benzer etkisi olabiliyor. Boraks, birçok güvenilir kaynakta sağlık açısından yüksek risk grubunda gösterilen bir madde değil.

Diğer yandan belli ölçülerde bor madeni, bitkiler ve insan vücudu için faydalı mineraller de içeriyor.

Türkiye’nin dünyadaki bor madeni rezervlerinin %75’ine sahip olduğunu düşünürsek, bunun yerli ve doğal bir ürün için değerlendirilmesi çok güzel bir girişim. Ayrıca ürün paketleri üzerindeki “Eti Matik Çevre Dostudur” ibaresini, ürün ambalajında kullanılan malzemenin geri dönüştürülebilir özellikte olmasına ve baskıda kullanılan mürekkebin ağır metaller içermediğine dikkat çekilmesini de çok takdir ettim 🙂

Eti Matik Borlu deterjanın hangi marketlerde satışının yapıldığına dair güncel bilgi için web sitesine bakabilirsiniz.

 

Doğal ve Yerli Üretim Diş Macunu

etam cru oslo

Resim: Etam Cru

Türkiye’de etik ürün araştırmasına girişince gün geçmiyor ki insan hayretlere düşmesin! Bu sefer hayrete düşüren de, doğal ve yerli üretim diş macunu çeşitlerinin var ama yok olması! Nasıl mı?

Zararlı kimyasallar içermeyen ve yerli üretim olan bir diş macunu arayışına girmek uzun zamandır aklımda olan bir şeydi. Bir süre evde diş macununu kendim yapmayı denemiştim, bununla biraz idare ettik ama henüz kullanımı pratik ve etkisi daha kalıcı bir tarif yakalayamadım, belki de ben yapmayı becerememişimdir…

Piyasadaki diş macunlarının çoğu, paraben, PEG, SLES, triclosan gibi tartışmalı kimyasallar içeriyor. Kanser arttırıcı ve sinir sistemi üzerinde olumsuz etkileri, nefes darlığı veya ciltte tahrişe yol açma gibi farklı sebeplerle bilimsel olarak tartışılan bu kimyasallarla ilgili daha detaylı bilgiye bu yazıdan ulaşabilirsiniz.

Bu zararlıları içermeyen etik bir diş macunu arayışı içinde, bir sonuç alamayacağımı bilsem de, önce yakınımdaki marketleri dolaştım, sonra kişisel bakım mağazalarına baktım, buralarda belli başlı zararlıları içermeyen diş macunları var, Sensi-Relief veya Rossmann’ın bazı Perlodent ürünleri gibi. Ama bunlar tabii ki ithal ürünler! İthal ararsanız seçenek çok, Apifarm, Bioplante, Lavera, Sante, R.o.c.s. gibi yabancı markaların katkısız  diş macunlarına organik ürünler satan internet sitelerinden ulaşmak mümkün…

Fakat, eczanelerde ve internette biraz soruşturunca, aslında yerli seçenekler olmasına rağmen, piyasada bunlara ulaşmanın kolay olmadığı ortaya çıktı!

Peki, hem zararlı katkı maddesi içermeyen, hem de yerli üretim olup karbon ayak izi ufak olan, henüz az sayıdaki bu diş macunlarına nasıl ulaşabiliriz?

İnternette veya bazı eczanelerde bulabileceğiniz birkaç yerli ürün seçeneği var. Bu ürünlerin henüz geniş çaplı dağıtımlarının olmaması ulaşmayı da zorlaştırıyor ama etik tüketicilerden talep geldikçe belki bu gibi ürünleri piyasada daha çok görmeye başlarız.

DK Dent Diş Macunu

Eczanelerde satışı yapılan DK Dent marka diş macunu, 2006 yılında kurulan Ezel Kozmetik’in kilin doğal faydalarını kozmetik ürünlerle birleştiren markası Dermokil’in bir ürünü… DK Dent diş macunu, florür, SLS, yapay tatlandırıcı, boya, paraben veya triclosan gibi tartışmalı kimyasalları içermiyor.

Bu ürünün özelliği, bitkisel içeriğinin yanında mineral açısından zengin olan kil de içermesi. Silika, magnezyum, demir, sodyum, potasyum gibi değerli mineraller içeren kil, dişler için iyi bir temizlik ve bakım sağlayıp, plak oluşumunun önlenmesine yardımcı oluyor.

Ürünün satıldığı eczanelerin detaylı listesini web sitesinde bulabiliyorsunuz.

Corexyl Diş Macunu ve Epinafol Diş Macunu

İki yerli üretim katkısız diş macunu daha…

Aslında 1980 yılından beri üretim yapan SPC Kozmetik’in doğal diş macunu ürünlerine de ancak biraz araştırma yapınca ulaşabiliyorsunuz. Çünkü bu ürünlerin piyasada geniş dağıtımı yok, daha çok yabancı piyasa odaklı üretiliyor.

İnternette n11.com üzerinden satışı yapılmaya başlanan bu diş macunlarının birçok çeşidinde paraben, sorbat, benzoat, triclosan veya formaldehit gibi kimyasallar bulunmuyor.

Detaylı bilgi için web sitesine bakabilirsiniz.

Naturalive Diş Macunu

Naturalive, 2009 yılından beri kozmetik alanında üretim yapan Natural Yaşam Ürünleri’nin bir ürünü…

Bu diş macunu da, SLS, paraben, formaldehit, triclosan, florür, boya ve yapay tatlandırıcı içermiyor. İçeriğindeki misvak, propolis ve çay ağacı yağının antibakteriyel özellikleriyle diş eti hastalıklarına ve bakterilere karşı doğal koruma sağladığı söyleniyor.

Bu ürüne bildiğim kadarıyla sadece internet üzerinden ulaşabiliyorsunuz.

Etik Tüketici Olmak

cropped-etiktuketimsitefoto.jpg

Şehirdeki en büyük zorluklardan biri, çalışma temposundan dolayı kendimize ayıracak kısıtlı bir zaman kaldığı için çoğu zaman süpermarketlere ya da daha genel bir tabirle “tüketmeye” bağımlı olmak! Evde birçok şeyi üretmek mümkün değil mi, gayet mümkün, hatta bunu yapan bir çok insan tanıyorum, ben de elimden geldiğince yapıyorum. Ama bunun ne kadar sürdürülebilir ve ekonomik olduğu konusunda başlarının etini de yeseniz herkes bu zaman dengesini kuramıyor, sonra sizin adınız deliye ya da eko cadıya çıkabiliyor!

Peki ne yapmalı? En azından “etik tüketim” yapabiliriz, yani doğaya ve insan sağlığına duyarlı olarak üretilmiş ürünleri almayı tercih edebiliriz. Şunu baştan söyleyeyim, Türkiye’de işimiz o kadar kolay değil, ama daha fazla insan talep ettikçe belki böyle ürünleri market raflarında daha çok görebiliriz. Bu sitenin amaçlarından birisi de bu, piyasadaki “etik ürünleri” nedenleriyle birlikte tanıtıp, tüketirken de faydalı bir şeyler yapılabileceğini göstermek.

Aslında iş, kimsenin çoğunlukla dikkat etmediği, ürünlerin içindekiler kısmını okumayı öğrenmekle başlıyor. Bir diğer önemli konu da, “gıda kilometresi (food miles)”ne dikkat etmek, yani aldığımız ürün yerli mi üretilmiş yoksa bizim tatlı damağımız ya da keyfimiz için tonlarca benzin harcanıp, kocaman kocaman karbon ayak izleri bırakılıp dünyanın öbür ucundan mı getirilmiş?? Yerli üretimi sadece ulusal ekonomiye destek olma söylemiyle savunmak yetersiz, bir de işin çevre boyutu var, insanların ve gezegenin geleceği açısından, yerli hatta bölgesel tüketimi çok önemli kılan da bu boyut… Mümkün olduğunca az “gıda kilometresi”…

Keşke yan komşumuzdan yumurtayı, arka sokaktaki amcadan sütü alabilme şansımız olsaydı, ama maalesef şehirde bu pek mümkün değil!!! Biz de, hiçbir şey yapmamak yerine, yapabileceğimizin en iyisini yaparak katkı koyabiliriz ve market rafına daha bilinçli bir şekilde uzanabiliriz…

Etik Ürün Nedir?

Doğanın ve onun parçası olan insanla birlikte tüm canlıların sağlığını ve haklarını gözeterek üretilen ürünlere “etik ürün” deniyor.

Alışveriş yaparken sadece bir ürün satın almıyoruz, aynı zamanda yaşamın her alanına etki eden çok önemli bir tercih yapıyoruz.

Kolayca elimizi uzatıp alabildiğimiz ürünlerin neler pahasına o raflara ulaştığını ve onları neler pahasına tükettiğimizi çoğu zaman önemsemiyoruz.

Canlılara zarar veren üretim süreçlerini; yanı başımızda yetişirken uzaklardan getirttiğimiz ürünlerin gıda kilometrelerini; her gün yediğimiz ambalajlı gıdadaki bir hammaddenin doğal tahribata veya emek sömürüsüne rağmen süregelen kitlesel üretimini; içindekilere dikkat etmeden aldığımız deterjanın kendi sağlığımıza ve çevreye olumsuz etkisini ne kadar düşünüyoruz?

Tüm bunların farkında olup alışveriş yaparken sorumluluk almak, ve  etik ürünleri tercih ederek fark yaratmak mümkün!

Dünya gündemindeki sosyal, siyasal, ekonomik ve ekolojik olumsuzluklar karşısında güçsüz ve çaresiz hissetmek çok kolay. Vicdanımızı sızlatan her duruma direk müdahale edebilecek durumda değiliz maalesef. Fakat bu, daha iyi ve adil bir yaşam düşümüzü rafa kaldırmamız gerektiği anlamına da gelmiyor.

Etki alanımız sınırlı bile olsa, yaratacağımız farkın çok önemli olduğuna inanmalıyız!

Etik tüketimle, fark yaratma gücümüzü gündelik yaşamın içinde her an kullanabiliriz. Yaptığımız her etik tercih,  sağlıklı gıdaya, ormanları, toprağı ve biyo-çeşitliliği korumaya, diğer canlıların yaşam hakkını savunmaya, adil çalışma koşullarını, küçük üreticiyi ve yerel üretimi desteklemeye yönelik bir talep anlamına geliyor. Biz talep ettikçe etik ürünlerin üretimi de artacak…

Etik tüketici olmak için alışverişte uygulanabilecek birkaç şey var:

  • Enerji tasarruflu ürünler veya özgür gezen tavuk yumurtası gibi belli başlı etik ürünleri tercih etmek.
  • Çevreye ve insan sağlığına zararlı olduğu bilinen ürünlerden uzak durmak.
  • Herhangi bir ürünüyle çevreyi ve/veya insan sağlığını olumsuz etkilediği bilinen bir firmanın hiçbir ürününü tüketmemek.
  • Gıda kilometresi ve bunun sonucunda bırakılan karbon ayak izini düşünerek yerel üretimi desteklemek, yerli ürünler arasındaki etik seçenekleri tercih etmek.
  • Firmalar ve ürünleri karşılaştırarak, seçenekler arasında en fazla etik özelliği olan  ürünleri tercih etmek.

Etik ürünleri tanımak, ilgi arttıkça gelişen bir pratik. Bunun için, farklı endüstrilerdeki üretim koşullarıyla ilgili tartışmaları takip etmek, ürünlerin içindekiler etiketlerini okumayı öğrenmek ve özellikle küresel firmaların, sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal bağlantılarını da merak etmek gerekiyor.

Sitedeki öneriler umarım biraz fikir verir. Bunlar ben keşfettikçe güncellenecek tabii; hatta umarım tahminimden daha çok güncellenir, çünkü bu daha fazla etik ürün üretildiği anlamına gelir!

Herkese etik alışverişler!