Sürülebilen Çikolata Çevre ve Sağlık Dostu Olabilir mi?

cevre ve saglik dostu surulebilen cikolata

Bazıları bağımlı biliyorum ama maalesef sürülebilen çikolata ürünlerinin hem sağlık hem de çevre açısından etik bir alternatifini bulmak çok zor!

Öncelikle şunu söylemek zorundayım; bu ürünlerin kimisinde şeker kimisinde ise glikoz şurubu bulunuyor, özellikle bağımlı olanlar için dikkat edilmesi gereken bir detay bu. Glikoz mısır nişastasından elde ediliyor. Bu şurubun vücutta şeker dengesini olumsuz etkilediği, obeziteye yol açtığı ve kanserli hücreleri beslediği biliniyor.

Yapay tatlandırıcıların dışında bildiğimiz şekerin (şeker pancarı veya şeker kamışından elde edilen) de aşırı tüketimi benzer sorunlara yol açıyor. Kullanıyorsanız beyaz ekmekten veya pirinç, baklagiller, meyveler ve bazı sebzelerden zaten belli oranlarda şeker alıyoruz, üstüne şeker ya da ondan daha da tatlı olan glikoz-früktoz ilaveli ürünleri aşırı tükettiğimizde vücut dengesini farkında olmadan sarsıyoruz ve uzun vadede hastalıklara davetiye çıkarıyoruz. Bu arada bir ürün şeker dışında, tatlandırıcı veya glikoz-früktoz içeriyorsa, Türk Gıda Kodeksi’ne göre ürünün içindekiler kısmında bu belirtilmek zorunda.

Bunlar işin sağlık boyutuydu, gelelim çevre boyutuna… Kakao dünyanın sınırlı bölgelerinde yetişebilen bir ürün, dolayısıyla tıpkı kahve gibi talebi çok olduğu için üretildiği bölgelerde çevre üzerinde baskı unsuru. Adil ticaret sisteminin icat edilmesine sebep olan ürünlerden birisi. Burada çikolata tüketimiyle ilgili önceki bir yazıyı hatırlamakta da fayda var. Sertifikalı olan bazı ithal ürünler dışında piyasadaki sürülebilen çikolata ürünlerinin hiçbirisi sürdürülebilir koşullarda üretilen kakao kullanmıyor.

Bir diğer konu da sadece çikolatalı kremada değil, ambalajlı tatlıların bir çoğunda bulunan palmiye yağı (palm oil) ya da bir diğer adıyla hurma yağı. Palmiye yağı, ürün seçimimizi etkilemesi gereken başlıca içeriklerden birisi; içindekiler kısmında bu yağı gördüğünüz anda o ürünü rafa geri koyun ki vicdanınız rahat olsun. Yoksa yok edilen yağmur ormanlarının ve yaşam alanından edilen bir sürü canlının vebali boynunuza…

palmiye yagi-wwf

WWF kampanyası: “Sürdürülebilir Palmiye Yağı – Fark Yaratabilirsiniz” – Tüketicilerin sürdürülebilir palmiye yağı kullanımını talep etmesi ve üreticilerin bunu tercih etmesi, yerel üreticiler için daha adil çalışma koşulları, yağmur ormanları ve çevresinin korunması, burada yaşayan canlılarla birlikte tüm ekosistemin yaşam hakkının savunulması anlamına geliyor.

Bazı yabancı firmalar, dünya çapında yükselen tepkiler karşısında bu yağı ürünlerinde kullanmazken, bazıları da Roundtable on Sustainable Palm Oil (RSPO) üyesi olan, sürdürülebilir palmiye yağı üreticileriyle çalıştıklarını ilan ediyor, ürünlerinin içindekiler kısmına da “sürdürülebilir palmiye yağı” ibaresini koyuyorlar.

surdurulabilir palmiye hurma yagi

Fakat bu etiket de hala tartışmalı, çünkü bu ürün için sürdürülebilir tarım yapan üretici sayısı toplamın %7si kadar. Bu yağın pazarının %40’ı gibi ciddi bir oranını elinde bulunduran büyük markalar zaten büyük bir yağmur ormanları yıkımına sebep oluyorlar. Bir ürün satın alırken palmiye yağıyla ilgili şunlara dikkat edebilirsiniz:

  • Türkiye’de bazı ürünlerde palmiye yerine palm ya da hurma yağı ifadeleri kullanılabiliyor.
  • Bir üründe doymuş yağ oranı toplam yağ oranının %40’ı kadarsa, bu üründe mutlaka palmiye yağı bulunuyor demektir.
  • Detaylı içerik açıklaması olmadan sadece ‘bitkisel yağ’ ibaresini gördüğünüz ürünlere şüpheyle yaklaşabilirsiniz, içinde palmiye yağı bulunabilir.

Bir de gıda kilometresi ve karbon ayak izi meselesi var tabii… Piyasadaki çok bilinen yabancı markaların yerine bu sürülebilir tatlıların yerli üretim olanları tercih edilerek gıda kilometresine bir nebze dikkat edilebilir, ama onların da çoğu masum değil, neredeyse hepsinde şu palmiye / hurma yağı yine var, yine var…

Bu şartlarda, madem yerli-yabancı üreticiler palmiye yağı kullanmaktan vazgeçmiyor, siz onların ürettiği sürülebilen çikolatalardan vazgeçebilirsiniz! Ben vazgeçemem diyenler eğer vakit ayırabiliyorlarsa evde kendi sürülebilen çikolatalarını yapmayı deneyebilirler. Ben çok tüketmediğim için hiç yapmadım, ama internette bir sürü tarif var.

Evde yapamam diyenlere de iyi bir haberim var, yapay tatlandırıcı içermeyen, içinde palmiye / hurma yağı olmayan ve üstüne üstlük yerli üretim olan ürün seçenekleriniz var, benim keşfettiğim iki ürün olsa da hiç yoktan iyidir…

Fazla şekerli gıda tüketmemeye dikkat ediyorum ama arada etik ürünlerle kaçamak yapmaktan zarar gelmez diyenler bu ürünleri tercih edebilirler 🙂

ChokOliva Zeytinli Çikolata Kreması

chokolivaİzmirliler, hemşerilerim diye söylemiyorum, alternatif ürünler üretmek konusunda baya iyiler 🙂 ChokOliva da İzmir merkezli, UGS A.Ş.’nin (Türkiye’nin zeytin ürünleri ihracatının yüzde 70’ini gerçekleştiren firma) bir markası. İçinde meyve suyu konsantresi, doğal fermente zeytin, %5,8 kakao ve %13 oranında fındık-fıstık var. Yapay tatlandırıcı ve doymuş yağ yerine meyve şekeri ve zeytinyağının kullanılmasıyla güzel bir alternatif yaratılmış. Sürülebilir çikolata kremalarına küstüren iki içerik de, yani yapay tatlandırıcı ve palmiye / hurma yağı da, bu üründe yok. Bu arada bu ürüne şu ana kadar sadece Migros’ta rastladım…

Fiskobirlik Nuga Kakaolu Fındık Kreması

fiskobirlik nuga1938’de kurulan Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği’ne bağlı Fiskobirlik Efit’in ürünlerinden Nuga, özellikle “palmiye yağı içermez” ibaresiyle piyasaya sürüldü. Bitkisel yağ içeriği fındık, ayçiçek ve pamuk yağından oluşuyormuş. İçinde glikoz veya yapay tatlandırıcı yok, çünkü daha önce de yazdığım gibi Türk Gıda Kodeksine göre bunun etiketlemede belirtilmesi gerekiyor. Fiskobirlik üretimi olunca içindeki fındık oranı %16, piyasadaki diğer benzer ürünlere göre daha fazla. Yerli fındıkların kullanıldığını söylemeye gerek yok tabii… Ürün birçok markette bulunabiliyor.

Alışverişte “Gıda Kilometresi”ne Dikkat Ediyor Muyuz?

gida kilometresi

Satın aldığınız gıdanın sofranıza ulaşana kadar ne kadar yol kat ettiğini hiç düşündünüz mü? Bir gıdanın üretildiği yerden alınıp tüketiciye ulaştırılması için ne kadar uzun bir yolculuk gerekiyor, bu süreçte harcanan enerji ve karbon salınımı, çevreye verilen zarar, diğer bir deyişe nakliyeden kaynaklanan karbon ayak izi ne kadar; bu mesafe hesabına gıda kilometresi (food miles) deniyor.

Küresel ticaret ağı bize kendi topraklarımızda yetişmesi mümkün olmayan ürünleri yeme fırsatı sağlıyor. Bunların arasında belki de birçoğumuzun vazgeçemeyecek kadar alışmış olduğu yiyecek ve içecekler var, mesela çikolata, kahve, tropik meyveler vs. gibi. Eğer bunları tüketmeye devam etmek istiyorsak gıda kilometresi hesabının yüksek çıkması kaçınılmaz. Bu durumda üretim yeri, üretim koşullarının ne kadar etik ve sürdürülebilir olduğu gibi konulara dikkat etmek mümkün. Afrika’dan gelen kakao hammaddesinin İsviçre’de çikolataya dönüştürülmüş halini İstanbul’da satın almak yerine, İstanbul’da üretilen çikolatayı seçmek, veya Güney Amerika’dan gelen kahvenin adil ticaret koşullarında üretilmiş olanını satın almak gibi daha duyarlı tercihler yapılabilir.

Basic RGB

İllüstrasyon: Mr.Murray

Bununla birlikte küresel ticaret anlaşmaları bizi, yanı başımızda üretilen bir gıdanın kilometrelerce ötedeki bir ülkeden gelen versiyonunu almaya zorlayabiliyor! Bu konuda aklıma gelen ilk örnekler hep muz ve ceviz oluyor. Türkiye’de muz ve ceviz yetişiyor, ama etrafımızdaki irili ufaklı marketlerin çoğunda yerlilerini bulmak imkansız! İşte ithal ürünü almaya zorlama kısmı burada devreye giriyor, en ulaşılır yerlerdeki marketlerde yerli ürünler yerine ithalinin satışı yapılıyor. Yerli alternatiflerin dağıtım ağı ithallere göre daha sınırlı, ayrıca bazı ürünlerde ithallerin fiyatı yerlilere göre daha ucuz olabiliyor. Akla mantığa sığmayacak bir durum ama gerçek, işte “anlaşmalar” burada devrede!

Muz alırken elinizi attığınızda meyvenin üstüne yapıştırılmış küçük etikete bakınca Peru, Guatemala yazısını falan görüyorsanız aklınıza şu soru gelsin: “Anamur ya da Alanya’da yetişen muzun ne eksiği var?”. Tek eksiği “gıda kilometresi”, o da pek iyi bir özellik.

kuru bakliyatKuru bakliyatta da aynı sorun var… Bir gün marketten kuru börülce almaya kalkmıştım, paketin arkasını çevirip menşei kısmına bakınca “Yok artık!” demekten kendimi alıkoyamadım! Börülce taa nerelerden gelmiş biliyor musunuz? Peru! Yaa, işte böyle… Bizde börülce yetişmiyor ya, Güney Amerika’dan börülceyi getirip burada paketliyoruz. Kuru bakliyatları alırken en azından buna dikkat edebiliriz, “Anadolu’nun güzelim köy mercimekleri, Ege’nin mis gibi börülceleri dururken neden bu karbon ayak izine ortak olayım ki?” diye kendinize bir soruverin… Kuru bakliyat ürün paketlerinin arkasında ürünün menşei yazıyor, Türkiye olanları almaya dikkat edebiliriz!

gida topluluklariYerli üretim imkanı olan gıda ürünlerinde ithale yönelmemek tüketici olarak bizim elimizde, biraz araştırmayla yerli alternatiflere ulaşmak mümkün. Farklı illerde gitgide gelişmekte olan, yerel üreticilerin doğal ürünlerini tüketicilerle aracısız buluşturmayı hedefleyen gıda toplulukları desteklenmesi gereken güvenilir bir kaynak. Türkiye’deki iletişim kurulabilecek toplulukların listesine gıda toplulukları web sitesinden ulaşılabilir.

Kuru bakliyatta aklıma gelen bir yerli ve doğal üretim alternatifi de Ovacık ürünleri. Hem yerli üretim hem sosyal sorumluluk! Ovacık Belediye’sinin doğal fasulye ve nohutları bir çok açıdan etik ürün sıralamasında zirvede olmayı hak ediyor. Yerel yönetimin desteğiyle ve doğal koşullarda üretilen bu ürünlerin bir başka güzel özelliği daha var, belediye bu ürünlerin satışıyla öğrencilere burs imkanı da sağlıyor.

ovacik dogalOvacık ürünlerine web sitesinden sipariş vererek ulaşılabiliyor. Nohut ve kuru fasulye dışında bal ve arı ürünleri, doğal kaynak tuzları, dut ve pekmez çeşitleri bulunuyor. Ürünlere talep çok fazla. Belediyenin Facebook hesabında belirtilene göre, küçük bir ilçe olan Ovacık’ta sınırlı olanaklarla üretimi ve gönderimi yapılabilen ürünlerin tesliminde gecikmeler yaşanabiliyor. Bu yüzden fasulye ve nohudunuz bitmeden önce sipariş vermek en iyisi 🙂

migros anadolu lezzetleriMigros’un Anadolu Lezzetleri adıyla piyasaya sürdüğü ürünler arasında da kuru bakliyat çeşitleri var. Yerli tohumlarla üretimi ve yerel türleri çoğaltıp desteklemeyi hedefleyen bu ürün grubunda Yozgat sultani yeşil mercimek, Uşak sarı mercimek, İspir kuru fasulyesi gibi yöresel çeşitler bulunuyor. Ürünler organik sertifikalı değil, fakat web sitesinde geleneksel yöntemlerle sınırlı sayıda üretildiklerine dair bir açıklama var, hatta bu sebeple her dönem mağazalarda tüm çeşitlere ulaşmanın mümkün olmayabileceği belirtiliyor. ‘Geleneksel yöntemler’ tanımı çok belirsiz tabii, ama yine de Peru’dan ya da Çin’den gelen kuru bakliyata tercih etmeniz için birçok sebep var!

Gıda kilometresini düşününce aklıma gelen bir diğer meyve de son yıllarda adını daha sık duyar olduğumuz Avokado! Çok sevdiğim bir meyve, bir sürü de faydası var. Ama tıpkı kakao ve kahve çekirdeği gibi avokado da, aşırı sevmekle birlikte “peki şu gıda kilometreleri ne olacak” diye dertlenip durduğum, beni çelişkilere sürükleyen ürünlerden birisiydi, çünkü yerli üretimi yoktu. Ama artık Akdeniz bölgesinde yerli avokado üretiliyor! İnternette biraz araştırdığımda tek bulabildiğim 2011 yılına ait bir haberdi, bir tarım fuarında böyle bir açıklama yapılmış. Sonra organik pazarda mis gibi Anamur avokadosuyla karşılaştım! Tam da tezgahına denk gelmişim, başındaki beyefendi Türkiye’deki avokado yetiştiriciliğini başından beri bilen ve takip eden birisi çıktı. Meğer ilk avokado 20 yıl önce Silifke’de ekilmiş ve meyveleri toplanmaya 10 yıl önce başlanmış. Eylül’den Ocak’a kadar tam mevsimi, gelsin yerli avokadolar, güzelim salatalar ve soslar!

yerel gida

Gıdada sadece doğalı değil aynı zamanda yerel olanı da aramak gerekiyor. Doğal ve sağlıklı gıdaya daha fazla ulaşmanın tek yolu, bunun kaynağı olan çevrenin haklarını da gözetmekten geçiyor. Daha az gıda kilometresi, daha az karbon ayak izi demek, bunun için yerel ve etik tüketim!

Tüketicinin Çevre Sorumluluğu: Etik Tüketim

 

etik tuketici

İlüstrasyon- Twylamae

Tüketim alışkanlıklarının doğal çevreye verdiğimiz zararın önemli bir parçası olduğunu kanıtlayan bir araştırmanın daha haberine denk geldim. “Doğal çevre” derken, içtiğimiz su, beslendiğimiz toprak ve soluduğumuz havadan bahsediyorum, yani “yaşamsal” bir şeyden. Bunu söylememin sebebi de, bu konuyla “ilgilenmeme” yaklaşımının yersizliğine dikkat çekmek. Malumun ilanı olan bunun gibi birçok araştırma yapılıyor, bunların mümkün olduğunca fazla insana ulaşması önemli, çünkü bu doğrudan bedeninizi, zihninizi ve evinizi ilgilendiriyor, yani her gün yaptığınız yeme, içme, davranış ve alışveriş tercihlerinizi!

ekocadikapak fotoİşte burada etik tüketim devreye giriyor. Aldığım ürünün içindekiler su kaynaklarına, toprağa ve bedenime zarar veriyor mu? Üretim ve paketleme yeri dünyanın bir ucu mu, bana ulaştırmak uğruna orantısız bir enerji mi harcanmış? İçindeki bir hammaddenin üretimi için ormanlar feda mı edilmiş, yerli halkın yaşamsal kaynakları mı sömürülmüş? Alışveriş yaparken bunun gibi sorular sormak etik tüketim sorumluluğunu almak anlamına geliyor. Etik tüketici olmakla ilgili şu yazıya göz atabilirsiniz.

Journal of Industrial Ecology dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, dünyadaki sera gazı salınımının yüzde 60’ından fazlasının ve dünyadaki su kullanımının yüzde 80 kadarının sorumlusu tüketiciler…

Araştırmanın yürütücülerinden olan, Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (NTNU) Endüstriyel Ekoloji Programında doktora eğitimini sürdüren Diana Ivanova’ya göre, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirdiğimizde karbon ayak izinde de önemli oranda bir değişikliğe neden olabiliriz.

Satın aldığımız ürünler ve o ürünlerin üretim sürecinde çevreye olan etkileri, tüketiciler olarak karbon salınımına katkımızı büyük oranda arttırıyor. Örneğin, evde veya iş yerinizde su tasarrufu yapıyor olabilirsiniz, fakat satın aldığınız ürünün üretim koşulları veya üretildiği yer gibi özelliklerine dikkat etmiyorsanız bir yerden tasarruf yaparken diğer yerden harcamaya devam ediyorsunuz! Dünya genelinde kullanılan suyun büyük oranı satın aldığınız ürünlerin üretimi için harcanıyor.

Çok et tüketiyorsanız büyük bir karbon ayak izine ortak oluyorsunuz. Daha önceki bir yazıda da bahsettiğim gibi, su kaynaklarının yaklaşık %70’i endüstriyel et üretimi için ve yeryüzündeki arazilerin yarısına yakını hayvan yemi üretimi ve otlatma için kullanılıyor. Daha az et tüketimi, daha az karbon ayak izi demek!

sebze-meyve

İşlenmiş ambalajlı gıdaların üretimi çok yüksek miktarda su tüketimine sebep oluyor. Her bir işlenmiş gıda için, hammadde üretimi, işleme tesisine nakliye, üretim ve paketleme gibi süreçlerde bol miktarda su harcanıyor. Harcanan enerji miktarı ise cabası…

Bu araştırmanın ve bir çok benzer araştırmanın gösterdiğine göre, ülkelerin refah düzeyi ne kadar yüksekse çevreye olan etkileri de o kadar fazla oluyor. ABD, Lüksemburg, Norveç, Avustralya gibi ülkelerde kişi başına düşen karbon ayak izi oranı, dünya ortalamasının neredeyse 3 katı üzerinde. Bunun sebebi de, bu ülkelerde nükleer ve HES gibi enerji kaynaklarının yaygın olmasının yanı sıra, ithal ürün ve işlenmiş ambalajlı ürün pazarının da çok büyük olması.

Çözüme giden yol daha “yeşil” bir yaşam biçimine doğru yönümüzü değiştirmek. Etik tüketim alışkanlıkları geliştirmek! Elimizin altındaki ürünlerin market raflarına, geride nasıl bir karbon ayak izi bırakıp geldiklerini düşünerek alışveriş yapmak. Bir ürün satın alırken yaşamın her alanına etki eden çok önemli bir tercih yaptığımızı unutmamak!

Etik alışverişler…

***Bu yazıdaki araştırma bilgileri dusunbil.com sitesinden alınmıştır.

Masum Şampuanlar

shampoo hair

Şampuanlarda en çok kullanılan zararlı kimyasallar paraben, SLES, SLS, silikon ve yapay renklendiriciler.

Kişisel bakım ürünlerinin içindeki zararlılarla ilgili daha detaylı bilgi için şu yazıma bakabilirsiniz.

Piyasada rahat ulaşabileceğiniz, içeriğindeki maddelerle insan sağlığına ve çevreye zararını en aza indirgeyen, bir de yerli üretim olduğu için karbon ayak izi daha ufak olan ürünlerden benim denediğim ve henüz gözüme çarpanlar şunlar, bu listeyi yenilerini keşfettikçe güncelleyeceğim tabii:

Dalan d’Olive Zeytinyağlı Şampuan

dalan şampuan

Dalan, zeytin diyarı Ege Bölgesi’nin köklü üretici firmalarından birisi… Dalan d’Olive olarak piyasaya sürdüğü ürün serisinde bulunan zeytinyağlı şampuan, tartışmalı birçok kimyasal maddeyi içermiyor.

Hacim veren, renk koruyucu, kepek karşıtı gibi farklı çeşitleri de var. Ben hacim verenini kullanıyorum, pek de memnunum, en azından birçok benzeri üründe (yabancı ürünlerden bahsediyorum) başıma gelen kepeklenme, kuruluk gibi sorunları yaşamadım. Ama tabii herkesin saç tipi ve hassasiyetleri farklı, o yüzden deneyin ve kendiniz görün derim…

Dalan d’Olive şampuanın içeriğindeki tüm maddeleri ayrı ayrı araştırdım, insan sağlığı açısından tartışmalı olan tek madde Methylisothiazolinone. Bu maddenin deri için alerjik ve bağışıklık sistemine zararlı olabileceğini iddia eden bazı araştırmalar olduğunu belirtelim. Bir de aldığınız standart şampuanların içindekilere bir göz atın, bakalım neler göreceksiniz!!!

Organicum

organicum sampuan
Organicum, ICEA (Etik ve Çevresel Sertifikasyon Enstitüsü) tarafından %100 organik sertifikasına sahip. İçeriğinde, insan sağlığına ve çevreye zararı açısından yüksek risk taşıyan bir madde yok. Paraben, boyar madde, sentetik ekstrakt, SLS, SLES, EDTA, lanolin, parafin (Mineral Oil, Petrolatum), hayvansal yağlar ve silikon içermiyor.

Kuru/normal, yağlı ve boyalı saçlar için ayrı şampuanları var, bir de saç bakım ürünleri. Farklı ürünlerinde bazı içerikler değişiyor. Ben yağlı saçlar için olan şampuanını kullanıyorum, bu ürünün içinde söylediğim gibi yüksek risk taşıyan bir zararlı yok. Ama mesela saç kremi ürününde Methylisothiazolinone olduğu dikkatimi çekti. Alacağınız ürünün içindeki, kişisel bakım ürünlerinde sık kullanılan zararlı maddelerin oranına dikkat ederek kendi tercihinizi yapabilirsiniz. Markanın ayrıca güneş koruyucu, bebek ve cilt bakım ürünleri de bulunuyor.

Organicum ürünlerini internet üzerinden sipariş edebiliyorsunuz, piyasada ise sadece eczanelerde satışı yapılıyor, hangi eczanelerde bulabileceğinizi şuradan görebilirsiniz.

 

 

Sürdürülebilir Alışveriş Döngüsü: İkinci El

ikinci el

Türkiye’de ikinci el kıyafet ve eşya satın alma alışkanlığı pek yaygın değil. Genelde ikinci el, ekonomik sebeplerle tercih edilen bir alışveriş biçimi olarak görülüyor.

ikinci el alisverisSon yıllarda “vintage” ve “retro” kavramları hayatımıza girdiğinden beri; bunlar her ne kadar geçmiş yılların kıyafet, mobilya veya aksesuar modasını ifade etse de, eski eşyayı yeniden kullanma alışkanlığı çoğaldı diyebiliriz. Tabii işin içine “vintage” “retro” gibi etiketlemeler girince bunlar adeta bağımsız bir markaya dönüştüler, hiç ekonomik falan da değiller. Yurtdışında “car boot sale” veya “flea market / bit pazarı” denilen açık pazarlardan çok uygun fiyata toplanan dönem kıyafetleri ve eşyaları belli kesimlerin yaşadığı popüler semtlerdeki dükkanlarda ateş pahasına satılıyor! Çoğunun koleksiyon değeri var ve modern bir ikinci el eşyaya göre daha pahalı olması anlaşılabilir. Ama ben bu satış tablosunda bir tüketimi dengeleme niyeti göremiyorum. Eskiyi değerlendirmiş oluyorsunuz fakat o uçuk fiyatları görünce popülerlikten fayda sağlama amacı daha öncelikliymiş gibi hissediyorum.

Neyse, bahsetmek istediğim bu etiketlemeler değil, ikinci el kavramı. İkinci el kıyafet ya da eşya sadece ekonomik olacağı için değil, aynı zamanda hala kullanılır durumda olan ama gözden çıkarılmış eşyaları yeniden değerlendirmemizi sağladığı, böylece tüketimi azalttığı ve daha az atık üretmemize vesile olduğu için önemli!

Artık kullanmadığımız ama kullanılabilir durumda olan eşyaları değerlendirmekle ilgili şu yazıya da bakabilirsiniz. Değiş tokuş günleri düzenlemek, vakıf ve derneklerin ikinci el eşya dükkanlarına veya belediyelerin merkezlerine bağışta bulunmakla ilgili bazı bilgiler paylaştım, göz atabilirsiniz.

İkinci el eşya satan dükkanlar tek tük de olsa hala var, ama ikinci eşya sosyal sorumlulukla birleşince, hem alan hem de satan için alışveriş çok daha anlamlı hale geliyor. Toplum yararına çalışan bir dernek, vakıf ya da yerel yönetime eşyanızı bağışladığınızı, onların kendi mağazalarında bu eşyaları çok uygun fiyata sattıklarını, elde edilen geliri de sosyal çalışmalarına aktardıklarını düşünün. Bundan daha sürdürülebilir bir alışveriş döngüsü olabilir mi? Eşyanızı bırakırken de, eşya satın alırken de içinize nasıl sineceğini bir düşünün. Keşke Türkiye’de de bağış dükkanları çoğalsa ve bu sürdürülebilir döngüyü daha sık kurabilsek…

Kullanılabilir ve temiz durumda ikinci el eşya satan, aynı zamanda sosyal sorumluluk bilinci de taşıyan özel girişimler de varmış, ben yeni keşfettim, burada da paylaşmak istedim.

Ortak Dolap

Ortak Dolap 2013 yılında kurulmuş bir web sitesi. Sitede yetişkin ve çocuk kıyafetleri ve aksesuarlarının yanında, kitap, oyuncak ve mobilya gibi az ve temiz kullanılmış ikinci el eşya seçenekleri bulunuyor.

Siteden yaptığınız her 100 TL’lik alışverişte bir fidan dikmiş oluyorsunuz. Ortak Dolap sitesi, ağaçlandırmanın yanında çocuk eğitimi ve sokak hayvanlarıyla ilgili konularda da sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yapıyor… Ortak Dolap, özel bir girişim olmasına rağmen sivil toplumla bağ kurarak fark yaratıyor, hem de ikinci el alışverişin özündeki sürdürülebilirliği pekiştiriyor.

 

Doğa ve Emek Dostu Alternatif Hediyeler

alternatif hediye-marthastewart.com

Alternatif hediyelerden kastım, üretim sürecini bildiğimiz hatta takip edebildiğimiz, öncelikle yerli üretim olan, mümkünse satın almak için verdiğimiz paranın güzel bir amaç uğruna kullanılacağını bildiğimiz ürünler…

Bu gibi ürünleri, el yapımı eşya satan mağazalarda, artık kolayca internette, vakıf veya derneklerin kendi mağazalarında veya web sitelerinde satılan hediyelik eşyalar arasında bulabiliriz.

Ben şu ana kadar keşfettiğim bazı seçenekleri yazıyorum, yenilerine rastladıkça güncellemeye devam edeceğim.

Ama… Hediye satın almadan da hediye vermek mümkün, önce bu alternatiflerle listeye başlamak istiyorum 🙂

Değiş-Tokuş günleri düzenleyin!

Artık kullanmadığınız eşyaları birbirinize hediye edin, hem de eşya paylaşırken sohbet edin, yiyin için, oyun oynayın… Paylaşmanın sınırı yok, bundan güzel hediye olur mu?

Elde kalan eşyalarınızı da tanımadıklarınıza hediye edebilirsiniz. Belediyelerin ve bazı kuruluş ya da derneklerin kullanılmış eşya toplama merkezleri var. Buralara bağışlayacağınız kullanılmayan eşyalar başkaları için çok güzel ve faydalı bir hediye olabilir. Bununla ilgili yazıma göz atabilirsiniz.

Satın alacağınız ya da evde yapacağınız bir hediye yerine zamanınızı hediye edin!

Birisiyle iyi vakit geçirmek hem o kişiyle bağlarımızı güçlendirir hem de mutluluk verirken daha az tüketmemize vesile olur. Ayrıca zaman yaratmak, zamanını veren ve o zamanı alan iki taraf için de hediye oluyor. Olabilecek en yerel ve sürdürülebilir hediye 🙂

Yok ben illa ki bir şey almalıyım diyorsanız,  alternatif hediyeler için size birkaç tavsiye…

Nahıl

nahıl dukkan

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’nın iktisadi işletmesi olan Nahıl, dar gelirli üretici kadınların ürünlerini pazarlayarak onlara sürdürülebilir bir gelir kaynağı sağlıyor. Ev dekorasyon eşyaları, doğal sabunlar, giyim ve aksesuar, takı, özel tasarım defterler, oyuncaklar… Hepsi de el emeği göz nuru. Bazı ürünlerinin fiyatlarını biraz pahalı buluyorum ama o paranın hakkıyla üretene gittiğini ve iyi bir amaç için harcandığını bilmek benim içimi rahatlatıyor. Nahıl ayrıca ikinci el kıyafet ve aksesuar da kabul ediyor. İkinci el ürünlerin satışından elde edilen gelirle, kadın girişimciliğine ve erken çocukluk eğitimine destek veriliyor.

Geçen gün dükkana uğradığımda dikkatimi çekti, her ürünün etiketinde üreten kadının ismi yazıyordu, emek sahibini tanımak o ürünün değerini bin kat daha arttırıyor… İstanbul’da İstiklal Caddesi Bekar sokakta bir dükkanı bulunan Nahıl’ın web sitesinden de sipariş verilebiliyor.

TEMA Vakfı Hediyelik

TEMA Vakfı’nın doğal ve geri dönüştürülmüş malzemelerden ürettiği hediyelik eşya seçenekleri oluyor. Genelde kalem, defter, aksesuar olarak üretilen bu hediyelik eşyalar bazı büyük kitapçılarda bulunabiliyor, veya TEMA’nın internet sitesinde Bağış ve Destek bölümünde ürünler ve hediyeliklere yer veriliyor.

Geçen yıllarda, TEMA’nın geri dönüştürülmüş malzemelerden üretilmiş bir kalemi bana hediye gelmişti, kalemin ucundaki küçük bölmede de Ladin ağacı tohumları vardı! Tohumları arazisi olan arkadaşlarıma dağıtmıştım, kalemi de hala kullanıyorum 🙂

TEMA Vakfı’na destek olacak bir diğer hediye alma yöntemi de fidan bağışı. Başkaları adına fidan bağışında bulunup, yılbaşı, doğum günü, bebek doğumu gibi farklı günlere özel yapılmış sertifikaları hediye olarak verebilirsiniz.

TEGV Hediyelik

Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın da hediyelik eşya seçenekleri var, ayrıca tebrik kartı seçenekleri de baya fazla. Vakfın açtığı internet mağazasında tüm çeşitleri bulabilir ve buradan sipariş verebilirsiniz.

TEGV de hediye almaya alternatif olarak bağış yapma seçeneği sunuyor. Başkası için çocukların eğitimine destek olmak üzere bağışta bulunup, karşılığında o kişi adına alacağınız paylaşım sertifikasını hediye verebilirsiniz.

Kır çocukları

kir cocuklari urunlerKır Çocukları, kentten uzaklaşıp kırsalda bir yaşam kurmayı tercih eden ve Tahtacıörencik köyünde, küçük ölçekli aile çiftliği, doğal tarım, permakültür gibi uygulamalar yaparak doğayla uyum içinde bir yaşam sürdüren bir grup… Ben isimlerini ilk olarak sabun yapmaya merak saldığımda duymuştum, doğal sabun yapımı atölyeleri düzenliyorlardı.

Kır Çocukları’nın ürettikleri bu doğal sabunlarla birlikte, bitkisel yağlar, merhemler,  doğal kozmetikler, kurutulmuş çay ve baharatlıklar gibi ürünlerini internet üzerinden sipariş edebiliyorsunuz.

Web sitelerinde, hepsi kendi topladıkları veya kaynağını bildikleri malzemelerle üretilmiş bu el emeği ürünlerin içerikleri ve üretimleriyle ilgili güzel ve yararlı bilgiler de bulabiliyorsunuz. Geriye içiniz rahat, güvenle sipariş vermek kalıyor 🙂

Gökçe’nin Bahçesi

gokcenin bahcesi tohumlu kagitlarHarika bir alternatif hediye seçeneği daha öneriyorum: tohumlu kartlar ve toplar! Instagram’da tesadüfen keşfettiğim Gökçe’nin Bahçesi hesabında, rengarenk ve pek tatlı tasarımlarla geri dönüştürülmüş kağıtların içine yerleştirilmiş tohumlar, özgün ve sürdürülebilir hediyeler olarak sunuluyor.

Hediyelik olmasının yanında, doğum veya evlilik için tebrik ve kutlama amacıyla, ya da bir anma aracı olarak bu tohumlukları düşünmek mümkün. Toprakla buluşunca hayat bulacak ve belki nesiller boyu yaşayacak olan bu tohumluklar, sevdiklerinizle birlikte doğal çevreye de vereceğiniz bir hediye.

Tohum topları fikrini ilk ortaya atan, geliştirdiği doğal tarım yöntemiyle tanınan Japon çiftçi ve düşünür Masanabu Fukuoka. 1970’li yıllarda yükselmeye başlayan çevre hareketleriyle birlikte gelişen, özellikle şehirlerde kıraç alanları yeşillendirmek amacıyla başlatılan “gerilla bahçecilik” uygulamalarında kullanılan temel yöntemlerden birisi… Gerilla bahçeciliğiyle ilgili biraz daha detaylı bilgi için buraya bakabilirsiniz.

 

Çikolata Alırken Nelere Dikkat Etmeli?

cikolata alirken

Çikolatanın içinde faydası olan şey kakao, dolayısıyla kakao oranı ne kadar yüksek olursa o kadar iyi. Kakao oranı düşük olan sütlü çikolataların içinde bol miktarda süt tozu bulunuyor. Bu arada, kakaosu az veya çok da olsa çikolata üretimi şekersiz olmadığı için fazla tüketmemek en iyisi, ama vazgeçmek de zor! Bu yüzden günde en fazla iki küçük parça yiyorum, çoğunlukla kahvenin yanında, o da her gün değil… Mutlaka en az %60 kakaolu ve içinde glikoz-früktoz yerine doğal şeker kullanılmış olanları tercih ediyorum. Aslında son zamanlarda neredeyse her büyük firmanın en az %60 kakaolu çikolata ürünü var, çünkü bilinç arttıkça talep de artıyor.

Kakao Türkiye’de yetişen bir şey değil maalesef, o yüzden hammadde olarak bize gelişinde bıraktığı bir karbon ayak izi var! Çikolatada da kahvede olduğu gibi adil ticaret (fair trade) sistemi var. Küçük üreticinin desteklenmesini, üretim sürecinde iyi çalışma koşullarının sağlanmasını ve aracının payını azaltarak üreticinin fiyattan daha fazla pay almasını sağlayan bir sistem bu. Fakat Türkiye’de adil ticaret ürünü olan çikolatayı, ithal organik ürünler satan internet siteleri dışında marketlerde bulmak çok zor. Yerli markaların hiçbiri de benim gördüğüm kadarıyla bu sisteme dahil değiller maalesef! İsveç markası Chocolat Stella‘nın adil ticaret ve en az %60 kakaolu ürünlerine internetten ulaşılabiliyor.

Adil ticaret seçeneği sınırlı olduğu için çikolatayı az tüketmeye çalışıyorum ve çoğunlukla, üretim ve dağıtım aşamasından bizim marketlere geliş sürecinde daha az karbon ayak izi bıraktıklarını düşünerek yerli markaları tercih ediyorum. Yabancı markalardan üretimini yerel fabrikalarda yaptıranlar da var, ama marketlerde rahatça bulabildiğimiz çok bilinen bazı yabancı markaları, başka ürünlerindeki çevreye duyarlılık tartışmalarından dolayı desteklemek istemiyorum. Bir de böyle dev şirketlerin zararı da devasa oluyor. Dünya çapında tepki çeken, palmiye yağı üretimiyle bağlantılı yağmur ormanları yıkımındaki sorumluluğun yaklaşık %40ının, pazarı yöneten birkaç büyük şirkete ait olması iyi bir örnek! Bu sebeple de ben yerli ürünleri tercih ediyorum.

Torku, Eti ve Ülker‘in %60 ve üstü kakaolu çikolatalarını marketlerde kolayca bulmak mümkün…

Çamaşırda Zararsız Temizlik

dogal camasir deterjani

Birçok kaynakta yüksek risk grubunda gösterilen zararlı kimyasalları içermeyen çamaşır deterjanları yok değil…

Öncelikle söyleyeyim; piyasada daha doğal olarak lanse edilen deterjanların çoğunun içeriğinde parfüm de var. Parfüm tartışmalı, çünkü birçok kimyasalın karışımını ifade edebiliyor, yönetmeliğe göre detaylı olarak bileşiminin açıklanması zorunlu değil.

Ancak, citronellol ve limonene gibi bazı maddelerle birlikte, deterjan içindeki toplam konsantrasyonu yönetmelikteki limiti geçen, alerjik koku maddeleri etiketlenmek zorunda. Dolayısıyla, eğer yüksek risk grubunda gösterilen zararlılar varsa, ürünün içindekiler kısmında görme şansımız var. Aynı durum, enzimler, dezenfektanlar ve optik parlatıcılar için de geçerli.

Citronellol ve limonene gibi maddelerin, alerjik reaksiyonu, solunum rahatsızlıklarını ve kanseri tetikleme gibi zararları olduğu tartışılıyor. Ayrıca suya karışan bu maddelerin toprak ve su kaynakları üzerinde de olumsuz etkileri var. Daha az katkılı bazı deterjanlarda rastladığım Coumarin ve Linalool da benzer tartışmaların muhatabı! Coumarin, doğal olarak bulunan ve sentetik olarak üretilen bir koku kimyasalı, yüksek risk grubu içinde gösteriliyor, alerjik reaksiyonlara yol açtığını gösteren çalışmalar var. Linalool ise orta risk grubunda görülüyor, bağışıklık sistemine olumsuz etkilerini ve yine alerji tetikleyici olduğunu tartışan bilimsel çalışmalar var.

Maalesef bazı ürünlerde içindekiler kısmında açıklamalar paketten pakete değişebiliyor! Aynı ürünün bir paketinde içindekilerde sadece optik beyazlatıcı yazarken, başka bir pakette Coumarin veya Linalool eklendiğini de görüyorsunuz! Bu gerçekten kafa karıştırıcı. Ben böyle bir duruma denk geldikçe burayı da güncelliyorum.

Yumuşatıcılar da aynı şekilde bir sürü tartışmalı madde içeriyor, yoğun parfümü de cabası. Bazılarının sadece kokusunu duymak bile alerjik reaksiyona sebep olabiliyor. Yumuşatıcıda da doğal alternatifler var ama ben genelde elma sirkesi kullanıyorum. Bazen çamaşırlar ıslakken kokusunu alabiliyorsunuz, kuruduktan sonra da kaldığına hiç rastlamadım. Beni bu kadarı rahatsız etmiyor, sirke kokusuyla barışık değilseniz bir şey diyemem tabii ama en azından genel temizlikte çamaşır suyu yerine kullanabilmek için barışmanızı tavsiye ederim 🙂

Her zamanki gibi, yerli üretim olduğu için karbon ayak izi ufak olan ve insan – çevre sağlığına daha duyarlı olan ürünleri tavsiye ediyorum…

U Green Clean

U Green Clean, Uzay Kimya’nın “Eco Garantie” sertifikalı ürün grubu. Bu sertifika, ürünlerde organik ve doğal hammadde kullandığını tescilliyor, ürün içerikleri doğada biyolojik olarak çözünen maddelerden oluşuyor. Peki nedir bu Eco Garantie sertifikası? 1984’ten beri Danıştay onaylı olarak faaliyet gösteren, Belçika merkezli Ulusal Biyolojik Tarım Ürünleri Dağıtıcıları Meslek Birliği’nin (Probila-Unitrab) yürüttüğü bir sertifika sistemi, denetleyicisi ise organik ürünler konusunda uzmanlaşmış olan küresel kuruluş Certisys.

Ürünün satışı CarrefourSA ve Metro mağazalarında yapılıyor, bunun dışında bazı küçük ölçekli yerel marketlerde de ürünü bulmak mümkün, satış noktalarına web sitesinden göz atabilirsiniz. Sık kullandığınız bir markete talepte bulunarak ürünün getirtilmesini sağlayabilirsiniz. Bu ürün grubunda, organik lavanta yağlı bitkisel çamaşır deterjanı ve yine lavanta yağlı yumuşatıcı var.

Mom’s Green

Mom’s Green markasının tüm ürün grubu da “Eco Garantie” sertifikasına sahip. Çevre mühendisi Işık Kırgız tarafından geliştirilmiş olan Mom’s Green markası, çamaşır deterjanının yanında bulaşık ve genel temizleyici ürünler ile, bebeklere özel temizlik ürünleri de içeriyor. Çamaşır grubunda organik lavantalı, kır çiçekleri, beyaz çiçekler ve sabun kokulu çamaşır deterjanı çeşitleri ile bitkisel yumuşatıcıları bulunuyor…

Bildiğim kadarıyla sadece internet üzerinden sipariş verilebiliyor. Web sitesinde ürün içerikleriyle ilgili çevre ve insan sağlığı açısından detaylı bilgiye ulaşabiliyorsunuz, bunu da bir artı olarak belirtelim. Sipariş için Mom’s Green markasının web sitesi olan Yeşil Anne‘ye üye olmak gerekiyor.

Eti Matik Bor Temizlik Ürünü

1935 yılında kurulmuş olan Eti Maden işletmelerinin ürettiği Eti Matik Bor deterjanın %30’u boraks, %15-20’si sağlık ve çevre açısından risk grubunda olmayan sodium stearat ve %5’i de yine aynı şekilde zararsız olan sodada oluşuyor.

Boraks doğal bir maden ve doğal temizlikle ilgili birçok kaynakta kullanılabilir bir madde olarak gösteriliyor. Temizlik ve kişisel bakım ürünlerinin yanında tarımda da kullanılıyor. Sodium Borate olarak da bilinen boraksı Borik Asitle karıştırmamak lazım, zira bu, boraksın sülfürik asit veya hidroklorik asitle bileşiminden doğan bir madde…

Bununla birlikte boraksın, bazı kişilerde solunum yollarında ve ciltte alerjik reaksiyonlara yol açabileceğini gösteren bilimsel çalışmalar var. Fakat yüksek oranda maruz kalma ya da aşırı kullanım durumunda oldukça risksiz bir madde olarak bildiğimiz karbonatın da cilt üzerinde benzer etkisi olabiliyor. Boraks, birçok güvenilir kaynakta sağlık açısından yüksek risk grubunda gösterilen bir madde değil.

Diğer yandan belli ölçülerde bor madeni, bitkiler ve insan vücudu için faydalı mineraller de içeriyor.

Türkiye’nin dünyadaki bor madeni rezervlerinin %75’ine sahip olduğunu düşünürsek, bunun yerli ve doğal bir ürün için değerlendirilmesi çok güzel bir girişim. Ayrıca ürün paketleri üzerindeki “Eti Matik Çevre Dostudur” ibaresini, ürün ambalajında kullanılan malzemenin geri dönüştürülebilir özellikte olmasına ve baskıda kullanılan mürekkebin ağır metaller içermediğine dikkat çekilmesini de çok takdir ettim 🙂

Eti Matik Borlu deterjanın hangi marketlerde satışının yapıldığına dair güncel bilgi için web sitesine bakabilirsiniz.

 

Doğal ve Yerli Üretim Diş Macunu

etam cru oslo

Resim: Etam Cru

Türkiye’de etik ürün araştırmasına girişince gün geçmiyor ki insan hayretlere düşmesin! Bu sefer hayrete düşüren de, doğal ve yerli üretim diş macunu çeşitlerinin var ama yok olması! Nasıl mı?

Zararlı kimyasallar içermeyen ve yerli üretim olan bir diş macunu arayışına girmek uzun zamandır aklımda olan bir şeydi. Bir süre evde diş macununu kendim yapmayı denemiştim, bununla biraz idare ettik ama henüz kullanımı pratik ve etkisi daha kalıcı bir tarif yakalayamadım, belki de ben yapmayı becerememişimdir…

Piyasadaki diş macunlarının çoğu, paraben, PEG, SLES, triclosan gibi tartışmalı kimyasallar içeriyor. Kanser arttırıcı ve sinir sistemi üzerinde olumsuz etkileri, nefes darlığı veya ciltte tahrişe yol açma gibi farklı sebeplerle bilimsel olarak tartışılan bu kimyasallarla ilgili daha detaylı bilgiye bu yazıdan ulaşabilirsiniz.

Bu zararlıları içermeyen etik bir diş macunu arayışı içinde, bir sonuç alamayacağımı bilsem de, önce yakınımdaki marketleri dolaştım, sonra kişisel bakım mağazalarına baktım, buralarda belli başlı zararlıları içermeyen diş macunları var, Sensi-Relief veya Rossmann’ın bazı Perlodent ürünleri gibi. Ama bunlar tabii ki ithal ürünler! İthal ararsanız seçenek çok, Apifarm, Bioplante, Lavera, Sante, R.o.c.s. gibi yabancı markaların katkısız  diş macunlarına organik ürünler satan internet sitelerinden ulaşmak mümkün…

Fakat, eczanelerde ve internette biraz soruşturunca, aslında yerli seçenekler olmasına rağmen, piyasada bunlara ulaşmanın kolay olmadığı ortaya çıktı!

Peki, hem zararlı katkı maddesi içermeyen, hem de yerli üretim olup karbon ayak izi ufak olan, henüz az sayıdaki bu diş macunlarına nasıl ulaşabiliriz?

İnternette veya bazı eczanelerde bulabileceğiniz birkaç yerli ürün seçeneği var. Bu ürünlerin henüz geniş çaplı dağıtımlarının olmaması ulaşmayı da zorlaştırıyor ama etik tüketicilerden talep geldikçe belki bu gibi ürünleri piyasada daha çok görmeye başlarız.

DK Dent Diş Macunu

Eczanelerde satışı yapılan DK Dent marka diş macunu, 2006 yılında kurulan Ezel Kozmetik’in kilin doğal faydalarını kozmetik ürünlerle birleştiren markası Dermokil’in bir ürünü… DK Dent diş macunu, florür, SLS, yapay tatlandırıcı, boya, paraben veya triclosan gibi tartışmalı kimyasalları içermiyor.

Bu ürünün özelliği, bitkisel içeriğinin yanında mineral açısından zengin olan kil de içermesi. Silika, magnezyum, demir, sodyum, potasyum gibi değerli mineraller içeren kil, dişler için iyi bir temizlik ve bakım sağlayıp, plak oluşumunun önlenmesine yardımcı oluyor.

Ürünün satıldığı eczanelerin detaylı listesini web sitesinde bulabiliyorsunuz.

Corexyl Diş Macunu ve Epinafol Diş Macunu

İki yerli üretim katkısız diş macunu daha…

Aslında 1980 yılından beri üretim yapan SPC Kozmetik’in doğal diş macunu ürünlerine de ancak biraz araştırma yapınca ulaşabiliyorsunuz. Çünkü bu ürünlerin piyasada geniş dağıtımı yok, daha çok yabancı piyasa odaklı üretiliyor.

İnternette n11.com üzerinden satışı yapılmaya başlanan bu diş macunlarının birçok çeşidinde paraben, sorbat, benzoat, triclosan veya formaldehit gibi kimyasallar bulunmuyor.

Detaylı bilgi için web sitesine bakabilirsiniz.

Naturalive Diş Macunu

Naturalive, 2009 yılından beri kozmetik alanında üretim yapan Natural Yaşam Ürünleri’nin bir ürünü…

Bu diş macunu da, SLS, paraben, formaldehit, triclosan, florür, boya ve yapay tatlandırıcı içermiyor. İçeriğindeki misvak, propolis ve çay ağacı yağının antibakteriyel özellikleriyle diş eti hastalıklarına ve bakterilere karşı doğal koruma sağladığı söyleniyor.

Bu ürüne bildiğim kadarıyla sadece internet üzerinden ulaşabiliyorsunuz.

Çevre Dostu Tuvalet Kağıdı

surdurulebilir tuvalet kagidi

“Tuvalet kağıdında dikkat edilecek ne olabilir?” diye düşünenler mutlaka çıkacaktır. Ben “Bu da mı?” diyen birkaç kişiye rastladım 🙂

Evet, çevre dostu olan ve olmayan tuvalet kağıtları var.

Nasıl mı?

Sürdürülebilir orman yönetimini destekleyen ve üretimde kullanılan selülozu sertifikalı tedarikçilerden temin eden üreticiler var. Sürdürülebilir ormanlarda sadece endüstriyel amaçlı yetiştirilen ağaçlar bulunuyor, var olan ormanlar selüloz üretimi için yok edilmiyor.

Çoğu marketin raflarında bulabileceğiniz iki geçer not alan ürün var benim fark ettiğim:

Selpak Tuvalet Kağıdı

“Selpak Yarınlara Söz Veriyor” sloganıyla üretilen Selpak tuvalet kağıdının “Çevre Dostu Ürün” ödülü bile var. Sadece sürdürülebilir ormanlardan edinilen selüloz sebebiyle değil, aynı zamanda doğada kısa sürede çözünen ambalaj kullanımı ve tuvalet kağıdının ortasında bulunan karton borunun saf selüloz yerine %100 geri dönüştürülmüş kağıttan üretilmesi sebebiyle de çevre dostu bir ürün…

Geri dönüştürülemeyen plastiğin zararları say say bitmez, ama ben yine de şu yazımda biraz anlatmaya çalıştım. Şu kadarını söyleyelim, standart plastik ambalaj malzemeleri doğada 200 ile 1000 yıl arasında çözünüyor, Selpak tuvalet kağıdının ambalajında kullanılan ise 1 ile 5 yıl arasında çözünebilen cinstenmiş. Ah şu plastik, nereden girdin hayatımıza! Her yerimizi öyle kuşatmış durumda ki, ne kadar istemesek de mutlaka evin içine girecek bir delik buluyor işte! İlla da kullanacaksak bari çözünmesini görmeye ömrümüzün yettiğini tercih edelim…

Bu arada Selpak’ın parfümlü ürünleri bu özellikte değil, çevre dostu olan ürününün ambalajında ibare var zaten, buna dikkat…

Sofia Tuvalet Kağıdı


Bir de Sofia var benim marketlerde en sık karşılaştığım… Reklamlarını hatırlarsınız, çocuk korosu “fidanlar ağaca, ağaçlar ormana…” diye devam eden bildiğimiz şarkıyı “ormanlar havluya dönmemeli yurdumda” şeklinde bitiriyordu. Çok güzel fikir, içinde ekolojik mesaj olunca reklamlar bile sempatik gelebiliyor valla!

Neyse dönelim Sofia tuvalet kağıdına… Sofia, selülozu sürdürülebilir ormanlardan elde ediyor, bir de o ormanların gelişimine katkı sağlıyor. Sofia markasının üreticisi Lila Kağıt, Türkiye’de endüstriyel orman ağaçlandırması yapan ENAT’ın sponsoru. Bu firma aynı zamanda fidan dikme ve ağaçlandırma projeleri için TEMA Vakfıyla ortak çalışmalar da yapıyormuş, bu ortaklık sonucu Balıkesir’in Kepsut beldesinde 5.000 fidanlık bir ‘Sofia Hatıra Ormanı’ oluşturulmuş…

Bu arada Sofia’nın tuvalet kağıdı dışında, kağıt havlu ve günlük peçete gibi diğer ürünlerinde de selüloz aynı şekilde elde ediliyor, zaten ambalajların üzerinde aynı ibareyi görebilirsiniz…

Sofia Kağıt adlı bir YouTube hesabı da var, burada “Endüstriyel Ağaç Nedir?” başlıklı videoya da bir göz atabilirsiniz, endüstriyel ormanların neden ve nasılları kısaca anlatılıyor…