Sürülebilen Çikolata Çevre ve Sağlık Dostu Olabilir mi?

cevre ve saglik dostu surulebilen cikolata

Bazıları bağımlı biliyorum ama maalesef sürülebilen çikolata ürünlerinin hem sağlık hem de çevre açısından etik bir alternatifini bulmak çok zor!

Öncelikle şunu söylemek zorundayım; bu ürünlerin kimisinde şeker kimisinde ise glikoz şurubu bulunuyor, özellikle bağımlı olanlar için dikkat edilmesi gereken bir detay bu. Glikoz mısır nişastasından elde ediliyor. Bu şurubun vücutta şeker dengesini olumsuz etkilediği, obeziteye yol açtığı ve kanserli hücreleri beslediği biliniyor.

Yapay tatlandırıcıların dışında bildiğimiz şekerin (şeker pancarı veya şeker kamışından elde edilen) de aşırı tüketimi benzer sorunlara yol açıyor. Kullanıyorsanız beyaz ekmekten veya pirinç, baklagiller, meyveler ve bazı sebzelerden zaten belli oranlarda şeker alıyoruz, üstüne şeker ya da ondan daha da tatlı olan glikoz-früktoz ilaveli ürünleri aşırı tükettiğimizde vücut dengesini farkında olmadan sarsıyoruz ve uzun vadede hastalıklara davetiye çıkarıyoruz. Bu arada bir ürün şeker dışında, tatlandırıcı veya glikoz-früktoz içeriyorsa, Türk Gıda Kodeksi’ne göre ürünün içindekiler kısmında bu belirtilmek zorunda.

Bunlar işin sağlık boyutuydu, gelelim çevre boyutuna… Kakao dünyanın sınırlı bölgelerinde yetişebilen bir ürün, dolayısıyla tıpkı kahve gibi talebi çok olduğu için üretildiği bölgelerde çevre üzerinde baskı unsuru. Adil ticaret sisteminin icat edilmesine sebep olan ürünlerden birisi. Burada çikolata tüketimiyle ilgili önceki bir yazıyı hatırlamakta da fayda var. Sertifikalı olan bazı ithal ürünler dışında piyasadaki sürülebilen çikolata ürünlerinin hiçbirisi sürdürülebilir koşullarda üretilen kakao kullanmıyor.

Bir diğer konu da sadece çikolatalı kremada değil, ambalajlı tatlıların bir çoğunda bulunan palmiye yağı (palm oil) ya da bir diğer adıyla hurma yağı. Palmiye yağı, ürün seçimimizi etkilemesi gereken başlıca içeriklerden birisi; içindekiler kısmında bu yağı gördüğünüz anda o ürünü rafa geri koyun ki vicdanınız rahat olsun. Yoksa yok edilen yağmur ormanlarının ve yaşam alanından edilen bir sürü canlının vebali boynunuza…

palmiye yagi-wwf

WWF kampanyası: “Sürdürülebilir Palmiye Yağı – Fark Yaratabilirsiniz” – Tüketicilerin sürdürülebilir palmiye yağı kullanımını talep etmesi ve üreticilerin bunu tercih etmesi, yerel üreticiler için daha adil çalışma koşulları, yağmur ormanları ve çevresinin korunması, burada yaşayan canlılarla birlikte tüm ekosistemin yaşam hakkının savunulması anlamına geliyor.

Bazı yabancı firmalar, dünya çapında yükselen tepkiler karşısında bu yağı ürünlerinde kullanmazken, bazıları da Roundtable on Sustainable Palm Oil (RSPO) üyesi olan, sürdürülebilir palmiye yağı üreticileriyle çalıştıklarını ilan ediyor, ürünlerinin içindekiler kısmına da “sürdürülebilir palmiye yağı” ibaresini koyuyorlar.

surdurulabilir palmiye hurma yagi

Fakat bu etiket de hala tartışmalı, çünkü bu ürün için sürdürülebilir tarım yapan üretici sayısı toplamın %7si kadar. Bu yağın pazarının %40’ı gibi ciddi bir oranını elinde bulunduran büyük markalar zaten büyük bir yağmur ormanları yıkımına sebep oluyorlar. Bir ürün satın alırken palmiye yağıyla ilgili şunlara dikkat edebilirsiniz:

  • Türkiye’de bazı ürünlerde palmiye yerine palm ya da hurma yağı ifadeleri kullanılabiliyor.
  • Bir üründe doymuş yağ oranı toplam yağ oranının %40’ı kadarsa, bu üründe mutlaka palmiye yağı bulunuyor demektir.
  • Detaylı içerik açıklaması olmadan sadece ‘bitkisel yağ’ ibaresini gördüğünüz ürünlere şüpheyle yaklaşabilirsiniz, içinde palmiye yağı bulunabilir.

Bir de gıda kilometresi ve karbon ayak izi meselesi var tabii… Piyasadaki çok bilinen yabancı markaların yerine bu sürülebilir tatlıların yerli üretim olanları tercih edilerek gıda kilometresine bir nebze dikkat edilebilir, ama onların da çoğu masum değil, neredeyse hepsinde şu palmiye / hurma yağı yine var, yine var…

Bu şartlarda, madem yerli-yabancı üreticiler palmiye yağı kullanmaktan vazgeçmiyor, siz onların ürettiği sürülebilen çikolatalardan vazgeçebilirsiniz! Ben vazgeçemem diyenler eğer vakit ayırabiliyorlarsa evde kendi sürülebilen çikolatalarını yapmayı deneyebilirler. Ben çok tüketmediğim için hiç yapmadım, ama internette bir sürü tarif var.

Evde yapamam diyenlere de iyi bir haberim var, yapay tatlandırıcı içermeyen, içinde palmiye / hurma yağı olmayan ve üstüne üstlük yerli üretim olan ürün seçenekleriniz var, benim keşfettiğim iki ürün olsa da hiç yoktan iyidir…

Fazla şekerli gıda tüketmemeye dikkat ediyorum ama arada etik ürünlerle kaçamak yapmaktan zarar gelmez diyenler bu ürünleri tercih edebilirler 🙂

ChokOliva Zeytinli Çikolata Kreması

chokolivaİzmirliler, hemşerilerim diye söylemiyorum, alternatif ürünler üretmek konusunda baya iyiler 🙂 ChokOliva da İzmir merkezli, UGS A.Ş.’nin (Türkiye’nin zeytin ürünleri ihracatının yüzde 70’ini gerçekleştiren firma) bir markası. İçinde meyve suyu konsantresi, doğal fermente zeytin, %5,8 kakao ve %13 oranında fındık-fıstık var. Yapay tatlandırıcı ve doymuş yağ yerine meyve şekeri ve zeytinyağının kullanılmasıyla güzel bir alternatif yaratılmış. Sürülebilir çikolata kremalarına küstüren iki içerik de, yani yapay tatlandırıcı ve palmiye / hurma yağı da, bu üründe yok. Bu arada bu ürüne şu ana kadar sadece Migros’ta rastladım…

Fiskobirlik Nuga Kakaolu Fındık Kreması

fiskobirlik nuga1938’de kurulan Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği’ne bağlı Fiskobirlik Efit’in ürünlerinden Nuga, özellikle “palmiye yağı içermez” ibaresiyle piyasaya sürüldü. Bitkisel yağ içeriği fındık, ayçiçek ve pamuk yağından oluşuyormuş. İçinde glikoz veya yapay tatlandırıcı yok, çünkü daha önce de yazdığım gibi Türk Gıda Kodeksine göre bunun etiketlemede belirtilmesi gerekiyor. Fiskobirlik üretimi olunca içindeki fındık oranı %16, piyasadaki diğer benzer ürünlere göre daha fazla. Yerli fındıkların kullanıldığını söylemeye gerek yok tabii… Ürün birçok markette bulunabiliyor.

Alışverişte “Gıda Kilometresi”ne Dikkat Ediyor Muyuz?

gida kilometresi

Satın aldığınız gıdanın sofranıza ulaşana kadar ne kadar yol kat ettiğini hiç düşündünüz mü? Bir gıdanın üretildiği yerden alınıp tüketiciye ulaştırılması için ne kadar uzun bir yolculuk gerekiyor, bu süreçte harcanan enerji ve karbon salınımı, çevreye verilen zarar, diğer bir deyişe nakliyeden kaynaklanan karbon ayak izi ne kadar; bu mesafe hesabına gıda kilometresi (food miles) deniyor.

Küresel ticaret ağı bize kendi topraklarımızda yetişmesi mümkün olmayan ürünleri yeme fırsatı sağlıyor. Bunların arasında belki de birçoğumuzun vazgeçemeyecek kadar alışmış olduğu yiyecek ve içecekler var, mesela çikolata, kahve, tropik meyveler vs. gibi. Eğer bunları tüketmeye devam etmek istiyorsak gıda kilometresi hesabının yüksek çıkması kaçınılmaz. Bu durumda üretim yeri, üretim koşullarının ne kadar etik ve sürdürülebilir olduğu gibi konulara dikkat etmek mümkün. Afrika’dan gelen kakao hammaddesinin İsviçre’de çikolataya dönüştürülmüş halini İstanbul’da satın almak yerine, İstanbul’da üretilen çikolatayı seçmek, veya Güney Amerika’dan gelen kahvenin adil ticaret koşullarında üretilmiş olanını satın almak gibi daha duyarlı tercihler yapılabilir.

Basic RGB

İllüstrasyon: Mr.Murray

Bununla birlikte küresel ticaret anlaşmaları bizi, yanı başımızda üretilen bir gıdanın kilometrelerce ötedeki bir ülkeden gelen versiyonunu almaya zorlayabiliyor! Bu konuda aklıma gelen ilk örnekler hep muz ve ceviz oluyor. Türkiye’de muz ve ceviz yetişiyor, ama etrafımızdaki irili ufaklı marketlerin çoğunda yerlilerini bulmak imkansız! İşte ithal ürünü almaya zorlama kısmı burada devreye giriyor, en ulaşılır yerlerdeki marketlerde yerli ürünler yerine ithalinin satışı yapılıyor. Yerli alternatiflerin dağıtım ağı ithallere göre daha sınırlı, ayrıca bazı ürünlerde ithallerin fiyatı yerlilere göre daha ucuz olabiliyor. Akla mantığa sığmayacak bir durum ama gerçek, işte “anlaşmalar” burada devrede!

Muz alırken elinizi attığınızda meyvenin üstüne yapıştırılmış küçük etikete bakınca Peru, Guatemala yazısını falan görüyorsanız aklınıza şu soru gelsin: “Anamur ya da Alanya’da yetişen muzun ne eksiği var?”. Tek eksiği “gıda kilometresi”, o da pek iyi bir özellik.

kuru bakliyatKuru bakliyatta da aynı sorun var… Bir gün marketten kuru börülce almaya kalkmıştım, paketin arkasını çevirip menşei kısmına bakınca “Yok artık!” demekten kendimi alıkoyamadım! Börülce taa nerelerden gelmiş biliyor musunuz? Peru! Yaa, işte böyle… Bizde börülce yetişmiyor ya, Güney Amerika’dan börülceyi getirip burada paketliyoruz. Kuru bakliyatları alırken en azından buna dikkat edebiliriz, “Anadolu’nun güzelim köy mercimekleri, Ege’nin mis gibi börülceleri dururken neden bu karbon ayak izine ortak olayım ki?” diye kendinize bir soruverin… Kuru bakliyat ürün paketlerinin arkasında ürünün menşei yazıyor, Türkiye olanları almaya dikkat edebiliriz!

gida topluluklariYerli üretim imkanı olan gıda ürünlerinde ithale yönelmemek tüketici olarak bizim elimizde, biraz araştırmayla yerli alternatiflere ulaşmak mümkün. Farklı illerde gitgide gelişmekte olan, yerel üreticilerin doğal ürünlerini tüketicilerle aracısız buluşturmayı hedefleyen gıda toplulukları desteklenmesi gereken güvenilir bir kaynak. Türkiye’deki iletişim kurulabilecek toplulukların listesine gıda toplulukları web sitesinden ulaşılabilir.

Kuru bakliyatta aklıma gelen bir yerli ve doğal üretim alternatifi de Ovacık ürünleri. Hem yerli üretim hem sosyal sorumluluk! Ovacık Belediye’sinin doğal fasulye ve nohutları bir çok açıdan etik ürün sıralamasında zirvede olmayı hak ediyor. Yerel yönetimin desteğiyle ve doğal koşullarda üretilen bu ürünlerin bir başka güzel özelliği daha var, belediye bu ürünlerin satışıyla öğrencilere burs imkanı da sağlıyor.

ovacik dogalOvacık ürünlerine web sitesinden sipariş vererek ulaşılabiliyor. Nohut ve kuru fasulye dışında bal ve arı ürünleri, doğal kaynak tuzları, dut ve pekmez çeşitleri bulunuyor. Ürünlere talep çok fazla. Belediyenin Facebook hesabında belirtilene göre, küçük bir ilçe olan Ovacık’ta sınırlı olanaklarla üretimi ve gönderimi yapılabilen ürünlerin tesliminde gecikmeler yaşanabiliyor. Bu yüzden fasulye ve nohudunuz bitmeden önce sipariş vermek en iyisi 🙂

migros anadolu lezzetleriMigros’un Anadolu Lezzetleri adıyla piyasaya sürdüğü ürünler arasında da kuru bakliyat çeşitleri var. Yerli tohumlarla üretimi ve yerel türleri çoğaltıp desteklemeyi hedefleyen bu ürün grubunda Yozgat sultani yeşil mercimek, Uşak sarı mercimek, İspir kuru fasulyesi gibi yöresel çeşitler bulunuyor. Ürünler organik sertifikalı değil, fakat web sitesinde geleneksel yöntemlerle sınırlı sayıda üretildiklerine dair bir açıklama var, hatta bu sebeple her dönem mağazalarda tüm çeşitlere ulaşmanın mümkün olmayabileceği belirtiliyor. ‘Geleneksel yöntemler’ tanımı çok belirsiz tabii, ama yine de Peru’dan ya da Çin’den gelen kuru bakliyata tercih etmeniz için birçok sebep var!

Gıda kilometresini düşününce aklıma gelen bir diğer meyve de son yıllarda adını daha sık duyar olduğumuz Avokado! Çok sevdiğim bir meyve, bir sürü de faydası var. Ama tıpkı kakao ve kahve çekirdeği gibi avokado da, aşırı sevmekle birlikte “peki şu gıda kilometreleri ne olacak” diye dertlenip durduğum, beni çelişkilere sürükleyen ürünlerden birisiydi, çünkü yerli üretimi yoktu. Ama artık Akdeniz bölgesinde yerli avokado üretiliyor! İnternette biraz araştırdığımda tek bulabildiğim 2011 yılına ait bir haberdi, bir tarım fuarında böyle bir açıklama yapılmış. Sonra organik pazarda mis gibi Anamur avokadosuyla karşılaştım! Tam da tezgahına denk gelmişim, başındaki beyefendi Türkiye’deki avokado yetiştiriciliğini başından beri bilen ve takip eden birisi çıktı. Meğer ilk avokado 20 yıl önce Silifke’de ekilmiş ve meyveleri toplanmaya 10 yıl önce başlanmış. Eylül’den Ocak’a kadar tam mevsimi, gelsin yerli avokadolar, güzelim salatalar ve soslar!

yerel gida

Gıdada sadece doğalı değil aynı zamanda yerel olanı da aramak gerekiyor. Doğal ve sağlıklı gıdaya daha fazla ulaşmanın tek yolu, bunun kaynağı olan çevrenin haklarını da gözetmekten geçiyor. Daha az gıda kilometresi, daha az karbon ayak izi demek, bunun için yerel ve etik tüketim!

Tüketicinin Çevre Sorumluluğu: Etik Tüketim

 

etik tuketici

İlüstrasyon- Twylamae

Tüketim alışkanlıklarının doğal çevreye verdiğimiz zararın önemli bir parçası olduğunu kanıtlayan bir araştırmanın daha haberine denk geldim. “Doğal çevre” derken, içtiğimiz su, beslendiğimiz toprak ve soluduğumuz havadan bahsediyorum, yani “yaşamsal” bir şeyden. Bunu söylememin sebebi de, bu konuyla “ilgilenmeme” yaklaşımının yersizliğine dikkat çekmek. Malumun ilanı olan bunun gibi birçok araştırma yapılıyor, bunların mümkün olduğunca fazla insana ulaşması önemli, çünkü bu doğrudan bedeninizi, zihninizi ve evinizi ilgilendiriyor, yani her gün yaptığınız yeme, içme, davranış ve alışveriş tercihlerinizi!

ekocadikapak fotoİşte burada etik tüketim devreye giriyor. Aldığım ürünün içindekiler su kaynaklarına, toprağa ve bedenime zarar veriyor mu? Üretim ve paketleme yeri dünyanın bir ucu mu, bana ulaştırmak uğruna orantısız bir enerji mi harcanmış? İçindeki bir hammaddenin üretimi için ormanlar feda mı edilmiş, yerli halkın yaşamsal kaynakları mı sömürülmüş? Alışveriş yaparken bunun gibi sorular sormak etik tüketim sorumluluğunu almak anlamına geliyor. Etik tüketici olmakla ilgili şu yazıya göz atabilirsiniz.

Journal of Industrial Ecology dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, dünyadaki sera gazı salınımının yüzde 60’ından fazlasının ve dünyadaki su kullanımının yüzde 80 kadarının sorumlusu tüketiciler…

Araştırmanın yürütücülerinden olan, Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (NTNU) Endüstriyel Ekoloji Programında doktora eğitimini sürdüren Diana Ivanova’ya göre, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirdiğimizde karbon ayak izinde de önemli oranda bir değişikliğe neden olabiliriz.

Satın aldığımız ürünler ve o ürünlerin üretim sürecinde çevreye olan etkileri, tüketiciler olarak karbon salınımına katkımızı büyük oranda arttırıyor. Örneğin, evde veya iş yerinizde su tasarrufu yapıyor olabilirsiniz, fakat satın aldığınız ürünün üretim koşulları veya üretildiği yer gibi özelliklerine dikkat etmiyorsanız bir yerden tasarruf yaparken diğer yerden harcamaya devam ediyorsunuz! Dünya genelinde kullanılan suyun büyük oranı satın aldığınız ürünlerin üretimi için harcanıyor.

Çok et tüketiyorsanız büyük bir karbon ayak izine ortak oluyorsunuz. Daha önceki bir yazıda da bahsettiğim gibi, su kaynaklarının yaklaşık %70’i endüstriyel et üretimi için ve yeryüzündeki arazilerin yarısına yakını hayvan yemi üretimi ve otlatma için kullanılıyor. Daha az et tüketimi, daha az karbon ayak izi demek!

sebze-meyve

İşlenmiş ambalajlı gıdaların üretimi çok yüksek miktarda su tüketimine sebep oluyor. Her bir işlenmiş gıda için, hammadde üretimi, işleme tesisine nakliye, üretim ve paketleme gibi süreçlerde bol miktarda su harcanıyor. Harcanan enerji miktarı ise cabası…

Bu araştırmanın ve bir çok benzer araştırmanın gösterdiğine göre, ülkelerin refah düzeyi ne kadar yüksekse çevreye olan etkileri de o kadar fazla oluyor. ABD, Lüksemburg, Norveç, Avustralya gibi ülkelerde kişi başına düşen karbon ayak izi oranı, dünya ortalamasının neredeyse 3 katı üzerinde. Bunun sebebi de, bu ülkelerde nükleer ve HES gibi enerji kaynaklarının yaygın olmasının yanı sıra, ithal ürün ve işlenmiş ambalajlı ürün pazarının da çok büyük olması.

Çözüme giden yol daha “yeşil” bir yaşam biçimine doğru yönümüzü değiştirmek. Etik tüketim alışkanlıkları geliştirmek! Elimizin altındaki ürünlerin market raflarına, geride nasıl bir karbon ayak izi bırakıp geldiklerini düşünerek alışveriş yapmak. Bir ürün satın alırken yaşamın her alanına etki eden çok önemli bir tercih yaptığımızı unutmamak!

Etik alışverişler…

***Bu yazıdaki araştırma bilgileri dusunbil.com sitesinden alınmıştır.

Çikolata Alırken Nelere Dikkat Etmeli?

cikolata alirken

Çikolatanın içinde faydası olan şey kakao, dolayısıyla kakao oranı ne kadar yüksek olursa o kadar iyi. Kakao oranı düşük olan sütlü çikolataların içinde bol miktarda süt tozu bulunuyor. Bu arada, kakaosu az veya çok da olsa çikolata üretimi şekersiz olmadığı için fazla tüketmemek en iyisi, ama vazgeçmek de zor! Bu yüzden günde en fazla iki küçük parça yiyorum, çoğunlukla kahvenin yanında, o da her gün değil… Mutlaka en az %60 kakaolu ve içinde glikoz-früktoz yerine doğal şeker kullanılmış olanları tercih ediyorum. Aslında son zamanlarda neredeyse her büyük firmanın en az %60 kakaolu çikolata ürünü var, çünkü bilinç arttıkça talep de artıyor.

Kakao Türkiye’de yetişen bir şey değil maalesef, o yüzden hammadde olarak bize gelişinde bıraktığı bir karbon ayak izi var! Çikolatada da kahvede olduğu gibi adil ticaret (fair trade) sistemi var. Küçük üreticinin desteklenmesini, üretim sürecinde iyi çalışma koşullarının sağlanmasını ve aracının payını azaltarak üreticinin fiyattan daha fazla pay almasını sağlayan bir sistem bu. Fakat Türkiye’de adil ticaret ürünü olan çikolatayı, ithal organik ürünler satan internet siteleri dışında marketlerde bulmak çok zor. Yerli markaların hiçbiri de benim gördüğüm kadarıyla bu sisteme dahil değiller maalesef! İsveç markası Chocolat Stella‘nın adil ticaret ve en az %60 kakaolu ürünlerine internetten ulaşılabiliyor.

Adil ticaret seçeneği sınırlı olduğu için çikolatayı az tüketmeye çalışıyorum ve çoğunlukla, üretim ve dağıtım aşamasından bizim marketlere geliş sürecinde daha az karbon ayak izi bıraktıklarını düşünerek yerli markaları tercih ediyorum. Yabancı markalardan üretimini yerel fabrikalarda yaptıranlar da var, ama marketlerde rahatça bulabildiğimiz çok bilinen bazı yabancı markaları, başka ürünlerindeki çevreye duyarlılık tartışmalarından dolayı desteklemek istemiyorum. Bir de böyle dev şirketlerin zararı da devasa oluyor. Dünya çapında tepki çeken, palmiye yağı üretimiyle bağlantılı yağmur ormanları yıkımındaki sorumluluğun yaklaşık %40ının, pazarı yöneten birkaç büyük şirkete ait olması iyi bir örnek! Bu sebeple de ben yerli ürünleri tercih ediyorum.

Torku, Eti ve Ülker‘in %60 ve üstü kakaolu çikolatalarını marketlerde kolayca bulmak mümkün…

Adil Ticaret Kahve’yi Nereden Buluruz?

kahve

Piyasada yerel üretilen bir kahve yok maalesef. Türk kahvesinin çekirdeği de Brezilya gibi Güney Amerika ülkelerinden geliyor. Diğer kahveler de yine ya Güney Amerika’dan ya da Güney Afrika’dan… Bu, daha önce avokado ve çikolata için de söylediğim gibi benim en büyük çelişkilerimden, çünkü hepsini de çok seviyorum, eminim benim gibi düşünen bir sürü insan da vardır. Neyse ki artık yerli avokado üretiliyor, ama kahve ve kakao çekirdeği için bu bildiğim kadarıyla imkansız…

Peki ne yapmalı? Kahve içmeyi bırakalım mı? Hayır, başka çözümler de var… Kahvede de çikolatada da adil ticaret (fair trade) sistemi var. Küçük üreticinin desteklenmesini, üretim sürecinde iyi çalışma koşullarının sağlanmasını ve aracının payını azaltarak üreticinin fiyattan daha fazla pay almasını sağlayan bir sistem bu. Daha detaylı bilgi için farklı sertifikasyon biçimleri olan adil ticaret sistemiyle ilgili yazımı okuyabilirsiniz.

Özellikle kahve veya kakao gibi ürünlerde adil ticaret sisteminin olması önemli, çünkü bunlar sadece sınırlı bölgelerde (ve genelde yoksul ülkelerde) üretilebiliyor ve çok fazla talep olduğu için büyük bir emek sömürüsü ve doğal alan tahribatı söz konusu olabiliyor. Adil ticaret ağı içinde olan ürünleri tüketmeye dikkat edersek, kilometrelerce uzakta da olsalar en azından küçük üreticilerin yüzünü güldürmüş oluruz ve hem üretim hem de çalışma koşulları açısından sürdürülebilirliğe destek oluruz.

Peki, adil ticaret kahveyi Türkiye’de kolayca bulabilir miyiz?

Bazı yabancı kahve zincirlerinde “adil ticaret” kahve bulabiliyorsunuz. Starbucks‘ın bazı paketli kahvelerinde adil ticarete işaret eden sertifika var, ama her kahvesi böyle değil. Tchibo tüm ürünlerini sürdürülebilir kahve anlayışına göre tedarik ediyor. Aynı şekilde Caribou markası da kahvelerinde adil ticaret sistemini uyguluyor. Gönül isterdi ki yerli kahve markalarında ve zincirlerinde adil ticaret kahve bulabilelim! En azından paketlemenin ve dağıtımın bize daha yakın yerlerde yapıldığını bilip, “kaç ülke dolaştı bu çekirdekler acaba?” diye daha az hayıflanırdık…

Benim gibi Türk kahvesini de bir ayrı sevenler için bu kötü haber tabii! Filtre kahve veya ekspreso için adil ticaret seçenekleri, yabancı markalar da olsa var. Ama Türk kahvesi üreten hiçbir yerli firma adil ticaret sistemine henüz dahil değil, yani piyasadaki Türk kahvelerinin çekirdekleri insan sağlığına, emeğine ve çevreye duyarlı mı üretiliyor ve dağıtılıyor bilmemiz mümkün değil!

Güzel bir alternatif Beyoğlu’nda açılan Zapatista Kahve. Dükkandan çekirdek ya da çekilmiş olarak kahve alabiliyorsunuz. Meksika’nın Cipas eyaletinde, Zapatist kolektifi tarafından üretilen Zapatista Kahve, endüstriyel tarım yapılmamış arazilerde ve kimyasal ürün kullanılmadan üretiliyor. Üretim ve dağıtımında adil ticaret anlayışı benimseniyor. Zapatist kolektifinin kahvelerini Zapatista Kahve dükkanı dışında farklı kafelerde de bulmak mümkün, genelde bu kahveyi sattıklarına dair bir işaret oluyor zaten. Zapatista Kahvenin Türkiye web sitesindeki açıklamadan kısa bir bölüm paylaşmak istiyorum. Alışveriş yaparken sadece bir ürün satın almadığımıza, aslında doğal, sosyal ve ekonomik sonuçları olan çok önemli bir tercih yaptığımıza ne güzel dikkat çekmişler:

“Bu ürünleri ülkemize getirirken de ticaret yapılırken de “Başka türlü bir dünya”’ olabileceğini de göstermek istedik. İnanıyoruz ki, bu dünyayı insanların sosyal ve ekonomik haklarının çiğnenmediği, hayatı paylaşarak ve dayanışmayla yaşayan insanların ürettiği ürünlerle doldurmak mümkün. Sattığımız ürünler ihtiyaçlarımızı karşılarken aynı zamanda yüreklerimizi de ısıtıp ruhumuza da huzur verebilir.”

Bir diğer seçenek de online alışveriş! Simon Levelt marka organik ve adil ticaret ürünü kahvelere online olarak ulaşmak mümkün. www.ekoorganik.com adresinde satıldığını biliyorum…

Adil Ticaret Sistemi: Çevre ve Yaşam Hakkı

adil ticaret ve cevre hakki

Resim: Fair Trade USA

 

Adil Ticaret henüz Türkiye’de çok bilinen bir kavram değil. Ekolojik yaşam ve sürdürülebilirlik gibi konularla haşır neşir olanların bildiği bir kavramdır mutlaka, tabii bir de ithal organik ürünleri takip edenlerin… Fakat toplumun genelinde bilinen bir şey değil, olmaması da anlaşılır çünkü Türkiye’de yerli markalar arasında Adil Ticaret sistemine dahil olan yok! Standart marketlerdeki ithal ürünler de ilgili sertifikalara sahip değiller.

uluslararası adil ticaret tescil kurumu
Adil Ticaret, üretici, çalışanlar ve çevre adına adil koşullar sağlanarak üretilmiş ürünler için uygulanan bir sertifika sistemi. Aslında adil ticareti destekleyen farklı sertifikasyon sistemleri de var ama ilki ve en bilineni merkezi Almanya’da bulunan Uluslararası Adil Ticaret Tescil Kurumu (FLO-International Fairtrade Labelling Organizations). Bunun dışında 2011 yılında FLO’dan ayrılan Amerika merkezli Fair Trade USA ve gıda dışında turizm işletmeleri ve mobilya gibi eşyaların denetimini de kapsayan Rainforest Alliance en bilinen diğer adil ticaret sertifikaları.

rainforest allianceDünyada belli bölgelerde yetişmesine rağmen neredeyse tüm dünyada fazlasıyla tüketilen “siyah altın” kahve, en önemli Adil Ticaret ürünlerinden birisi. Kilosu birkaç dolar gibi çok ucuz fiyatlara kaynağından alınan kahve çekirdeği, uluslararası bir dağıtıcıya ulaştığında kilosu 100 dolara yaklaşan fiyatlardan satılırken, kahve zincirlerinde ise bir bardak kahve, üreticinin neredeyse bir kilo kahve çekirdeğine karşılık aldığı paraya tüketiciye satılıyor! Aynı durum kakao çekirdeği, yani çikolatanın hammaddesi için de geçerli… Üretici için adil olmayan en çarpıcı durum bu, çok ucuza alınan ürünün kilometrelerce uzakta çok yüksek fiyatlara satılması…

adil ticaret USADiğer yandan aşırı üretime zorlanan üreticiler, ormanların yok edilmesi, erozyon, zararlı kimyasallarla toprağın verimsizleşmesi, su kaynaklarının istismarı gibi sonuçlara yol açan uygulamalara başvurabiliyorlar. Çevrenin hakları açısından adil olmayan durum ise böyle ortaya çıkıyor…

Sadece kahve ve çikolatada değil birçok ülkenin sadece ithal ederek ulaşabildiği muzda veya tropikal meyvelerde de aynı problem var, bu sebeple Adil Ticaret sertifikasyon sistemi bu ürünlerde de uygulanıyor.

Farklı ülkelerdeki tarım işçileri, fabrika çalışanları veya ürünleri paketleyenlerin çalışma haklarının gözetilmesinin yanı sıra, tarım arazilerinin adil kullanımına da dayanan Adil Ticaret sertifika sistemi, üreticileri, toprağı işlerken ve su kullanımında sürdürülebilir yöntemler kullanmaya teşvik ediyor. GDO’yu yasaklıyor ve kimyasal kullanımına sınırlar getiriyor. Her Adil Ticaret sertifikalı ürün organik tarım sertifikasına sahip olmasa da, getirilen standartlar, verilen eğitimler ve yüksek fiyat uygulamasıyla doğal üretim destekleniyor. Adil Ticaret sertifikasına sahip üreticilerin %52’si aynı zamanda organik tarım sertifikasına da sahip.

kakao cekirdekleri

Kakao çekirdekleri…

Adil Ticaret sisteminin, üretimin olduğu bölgelere sosyal katkısından da bahsetmek lazım. Adil Ticaret Primi (Fair Trade Premium) adı verilen, çalışanların ve çiftçilerin kurduğu ortak fona aktarılan ek bir bütçe, ihtiyaca göre eğitim, sağlık, çocuk bakımı, yol ya da köprü yapımı veya iş geliştirme gibi alanlarda kullanılıyor. Mesela, Adil Ticaret Primi ile Tanzanya’da bir çay üretim bölgesinde okul yaptırılmış, bununla ilgili kısa bir video da var:

https://youtu.be/jj2ijFx_kuA

Adil Ticaret ürünleri satın almak ve bu ürünlerin yaygınlaşmasını talep etmek, üreticinin çalışma ve yaşam hakkının yanında doğanın yaşam hakkını savunmak anlamına da geliyor.

Kahve, kakao veya bazı tropikal meyveler Türkiye’de yetişmediği için, bunları tüketmekte ısrarlıysak yerli marka da olsa ithal ürün satın almayı, yani belli bir karbon ayak izine katkıda bulunmayı göze alıyoruz demek. Madem kahveden veya çikolatadan tamamen vazgeçemiyoruz, bari adil ticaret seçeneğimiz olsa!

Yerli markaların çikolataları ve kahveleri neden Adil Ticaret sistemine dahil değiller mesela? Son 10 yıldır kahve zincirleri açmak moda oldu ama kaç tanesi kahvesini Adil Ticaret almayı tercih ediyor? Yerli ürünlerde öncü bir marka çıksa ve Adil Ticaret ağına dahil olsa arkası gelecek diye düşünüyorum, çünkü Adil Ticaret’in ne anlama geldiğini bildikten sonra bu sisteme dahil olan ürünleri tercih edecek bir kesim var. Ayrıca bu bilinci daha fazla insana kazandırmak da mümkün…

Türkiye’de kahve, çikolata ve muzda elimizdeki en adil seçenekler nelerdir derseniz doğal gıda kategorisindeki yazılarıma göz atabilirsiniz…

 

Etik Tüketici Olmak

cropped-etiktuketimsitefoto.jpg

Şehirdeki en büyük zorluklardan biri, çalışma temposundan dolayı kendimize ayıracak kısıtlı bir zaman kaldığı için çoğu zaman süpermarketlere ya da daha genel bir tabirle “tüketmeye” bağımlı olmak! Evde birçok şeyi üretmek mümkün değil mi, gayet mümkün, hatta bunu yapan bir çok insan tanıyorum, ben de elimden geldiğince yapıyorum. Ama bunun ne kadar sürdürülebilir ve ekonomik olduğu konusunda başlarının etini de yeseniz herkes bu zaman dengesini kuramıyor, sonra sizin adınız deliye ya da eko cadıya çıkabiliyor!

Peki ne yapmalı? En azından “etik tüketim” yapabiliriz, yani doğaya ve insan sağlığına duyarlı olarak üretilmiş ürünleri almayı tercih edebiliriz. Şunu baştan söyleyeyim, Türkiye’de işimiz o kadar kolay değil, ama daha fazla insan talep ettikçe belki böyle ürünleri market raflarında daha çok görebiliriz. Bu sitenin amaçlarından birisi de bu, piyasadaki “etik ürünleri” nedenleriyle birlikte tanıtıp, tüketirken de faydalı bir şeyler yapılabileceğini göstermek.

Aslında iş, kimsenin çoğunlukla dikkat etmediği, ürünlerin içindekiler kısmını okumayı öğrenmekle başlıyor. Bir diğer önemli konu da, “gıda kilometresi (food miles)”ne dikkat etmek, yani aldığımız ürün yerli mi üretilmiş yoksa bizim tatlı damağımız ya da keyfimiz için tonlarca benzin harcanıp, kocaman kocaman karbon ayak izleri bırakılıp dünyanın öbür ucundan mı getirilmiş?? Yerli üretimi sadece ulusal ekonomiye destek olma söylemiyle savunmak yetersiz, bir de işin çevre boyutu var, insanların ve gezegenin geleceği açısından, yerli hatta bölgesel tüketimi çok önemli kılan da bu boyut… Mümkün olduğunca az “gıda kilometresi”…

Keşke yan komşumuzdan yumurtayı, arka sokaktaki amcadan sütü alabilme şansımız olsaydı, ama maalesef şehirde bu pek mümkün değil!!! Biz de, hiçbir şey yapmamak yerine, yapabileceğimizin en iyisini yaparak katkı koyabiliriz ve market rafına daha bilinçli bir şekilde uzanabiliriz…

Etik Ürün Nedir?

Doğanın ve onun parçası olan insanla birlikte tüm canlıların sağlığını ve haklarını gözeterek üretilen ürünlere “etik ürün” deniyor.

Alışveriş yaparken sadece bir ürün satın almıyoruz, aynı zamanda yaşamın her alanına etki eden çok önemli bir tercih yapıyoruz.

Kolayca elimizi uzatıp alabildiğimiz ürünlerin neler pahasına o raflara ulaştığını ve onları neler pahasına tükettiğimizi çoğu zaman önemsemiyoruz.

Canlılara zarar veren üretim süreçlerini; yanı başımızda yetişirken uzaklardan getirttiğimiz ürünlerin gıda kilometrelerini; her gün yediğimiz ambalajlı gıdadaki bir hammaddenin doğal tahribata veya emek sömürüsüne rağmen süregelen kitlesel üretimini; içindekilere dikkat etmeden aldığımız deterjanın kendi sağlığımıza ve çevreye olumsuz etkisini ne kadar düşünüyoruz?

Tüm bunların farkında olup alışveriş yaparken sorumluluk almak, ve  etik ürünleri tercih ederek fark yaratmak mümkün!

Dünya gündemindeki sosyal, siyasal, ekonomik ve ekolojik olumsuzluklar karşısında güçsüz ve çaresiz hissetmek çok kolay. Vicdanımızı sızlatan her duruma direk müdahale edebilecek durumda değiliz maalesef. Fakat bu, daha iyi ve adil bir yaşam düşümüzü rafa kaldırmamız gerektiği anlamına da gelmiyor.

Etki alanımız sınırlı bile olsa, yaratacağımız farkın çok önemli olduğuna inanmalıyız!

Etik tüketimle, fark yaratma gücümüzü gündelik yaşamın içinde her an kullanabiliriz. Yaptığımız her etik tercih,  sağlıklı gıdaya, ormanları, toprağı ve biyo-çeşitliliği korumaya, diğer canlıların yaşam hakkını savunmaya, adil çalışma koşullarını, küçük üreticiyi ve yerel üretimi desteklemeye yönelik bir talep anlamına geliyor. Biz talep ettikçe etik ürünlerin üretimi de artacak…

Etik tüketici olmak için alışverişte uygulanabilecek birkaç şey var:

  • Enerji tasarruflu ürünler veya özgür gezen tavuk yumurtası gibi belli başlı etik ürünleri tercih etmek.
  • Çevreye ve insan sağlığına zararlı olduğu bilinen ürünlerden uzak durmak.
  • Herhangi bir ürünüyle çevreyi ve/veya insan sağlığını olumsuz etkilediği bilinen bir firmanın hiçbir ürününü tüketmemek.
  • Gıda kilometresi ve bunun sonucunda bırakılan karbon ayak izini düşünerek yerel üretimi desteklemek, yerli ürünler arasındaki etik seçenekleri tercih etmek.
  • Firmalar ve ürünleri karşılaştırarak, seçenekler arasında en fazla etik özelliği olan  ürünleri tercih etmek.

Etik ürünleri tanımak, ilgi arttıkça gelişen bir pratik. Bunun için, farklı endüstrilerdeki üretim koşullarıyla ilgili tartışmaları takip etmek, ürünlerin içindekiler etiketlerini okumayı öğrenmek ve özellikle küresel firmaların, sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal bağlantılarını da merak etmek gerekiyor.

Sitedeki öneriler umarım biraz fikir verir. Bunlar ben keşfettikçe güncellenecek tabii; hatta umarım tahminimden daha çok güncellenir, çünkü bu daha fazla etik ürün üretildiği anlamına gelir!

Herkese etik alışverişler!