Ekosinema Önerileri-Vandana Shiva’nın Tohumları

Dün Vandana Shiva’nın ilham veren ekolojik mücadelesini anlatan “Vandana Shiva’nın Tohumları” belgeselini izledim ve film bittiğinde içim kıpır kıpırdı. Bazen istediğin her şeyi yapmanın mümkün olduğu gibi bir his gelir ve onu korunaklı bir yere alıp sanki kaçmasını engellemek istersin, içine düşecek bir anlık karamsarlıkla ya da dışarıdan gelecek bir tepkiyle yok olabilecek kadar kırılgan olduğunu bilirsin çünkü, filmden sonra hissettiğim buydu. Toplumsal faydaya hizmet eden bir yaşam amacını bu kadar içselleştirmiş olmak ve her şeye rağmen istikrarla yıllar boyunca bunu sahiplenmek ve geliştirmek herkesin isteyince yapabileceği bir şey mi bilmiyorum ama bu o kadar güzel ki, bana buradan yansıyan çok güçlü bir bütünlük ve aidiyet hissi.

Tanımayanlar için Vandana Shiva Hindistanlı bir bilim insanı ve çevre aktivisti. Fizik ve kuantum teorisi üzerine yaptığı akademik çalışmaları, gıda güvenliği, yerelleşme, ekofeminizm konularında ekomerkezci bir yaklaşımla yaptığı saha araştırmalarıyla ve felsefi çalışmalarla birleştiren bir isim. Dünyada Monsanto gibi, tarım kimyasalları ve Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) içeren tohumların yaygınlaştırılmasıyla küçük üreticiyi ve yerel sürdürülebilir üretim biçimlerini abluka altına alan küresel şirketlere karşı sivil mücadelenin başını çekenlerden birisi aynı zamanda.

Film, Himalaya dağlarında geçen çocukluğundan başlayarak onu fizik okumaya götüren Einstein hayranlığını, üniversiteden sonra Nükleer santralde çalışmaya başlaması ve bilim dünyasındaki insanmerkezci bakış açısını sorgulamasıyla birlikte yaşadığı hayal kırıklığını, Kanada’da kuantum teorisi üzerine lisans üstü eğitimini Hindistan’da sivil toplum çalışmalarıyla birleştirmesini, ekolojik ve toplumsal adalet üzerine düşünmeye başlamasını, ekomerkezci düşüncenin yaşamını şekillendiren etkisini ve nihayetinde bir tohum bankası ve sürdürülebilir tarım araştırma-uygulama merkezi kurarak yerelde ve uluslararası ölçekte gıda güvenliği ve ekofeminizm gibi konularda sivil mücadelenin sembollerinden birisi haline gelmesini anlatıyor.

Shiva için ekoloji mücadelesini şekillendiren olay, kadınların doğayla kurulan ilişkideki dönüştürücü rolüne ve insanı doğanın parçası olarak görmenin önemine dikkat çekiyor ve bu kavramlar sonraki çalışmalarının da temelini oluşturuyor. Çevre hareketi için sembolik bir eylem haline gelen ve ekofeminizm düşüncesinin gelişiminde etkili olan, Chipko Hareketi olarak da bilinen bu olay, 1970’lerde Himalayalar’da kadınların başlattığı bir orman koruma eylemi. Bölgede yaşayan dar gelirli topluluklara mensup kadınlar, geleneksel olarak gıdalarını temin ettikleri ormanın devletin yürüttüğü ağaç kesimleri sonucu yok olmasına karşı eyleme geçiyorlar. Kesimleri durdurmak için ağaçlara sarılan kadınlardan ilhamla hareketin adı Hintçede sarılmak anlamına gelen Chipko adını alıyor ve bu sonradan çevre hareketi içinde barışçıl bir eylem biçimi olarak sahipleniliyor. 1960’lı yıllarda doğayla uyum içinde yaşamaya vurgu yapan bazı karşı kültür gruplarını topyekün romantik ve ayakları yere basmayan topluluklar olarak yargılayan yaklaşımlar, “tree hugger” yani “ağaç kucaklayıcı” tabirini buradan hareketle kullandılar. Günümüzde de bu tabiri kullanarak çevre hareketini alaya alan bir kesim hala var, tabirin temelinin yoksul kesimin yaşamsal kaynaklarını koruma mücadelesi olan Chipko hareketine dayanması ironik. Bu hareketi başlatan kadınların öncelikli amacının ekomerkezci bir çevre koruma mücadelesi olmadığı ortada, ama sonradan yükselen çevre mücadelesi için bu eylem ilham kaynağı oluyor, aslında çevre hareketinin sosyal adalet mücadelesinden bağımsız olamayacağını da ortaya koyuyor.

Filmin tanıtımında da kullanılan “tohumu kontrol eden, yeryüzünde yaşamı kontrol eder” cümlesi Vandana Shiva’nın devam eden mücadelesinin amacını da yansıtıyor. Filmde Shiva, Yeşil Devrim (Green Revolution) olarak bilinen, çiftçiyi hibrit ve GDO’lu tohumlara ve zararlı kimyasallara (pestisit) mahkum eden sistemin, insan ve insan-dışı doğa üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekiyor. Küresel ölçekte kullanılacak tarım teknolojileri ile açlık sorununun çözüleceği düşüncesine dayanan Yeşil Devrim fikrinin yaratıcılarından Norman Borlaug 1970 yılında Nobel Barış Ödülü aldı. Şaşırmamalı, bu gibi prestijli ödüllerin bakış açısını tıpkı bilim dünyasındaki insanmerkezci yaklaşım gibi sorgulamak gerekiyor. Neyi dayanak alarak ve neye öncelik vererek “iyiyi” tanımlıyorlar? Kanserojen olduğu ve türlerin bağışıklık sistemini bozduğu, toprağı ve suyu zehirlediği sonradan anlaşılan DDT kimyasalını geliştiren İsviçreli kimyacı Paul Hermann Müller de 1958 yılında Nobel ödülüne layık görülmüştü. Amerika ve Avrupa’da 1970’lerde, Türkiye’de ise 1980’li yıllarda kullanımı yasaklanan, bir dönem sadece tarımda değil sıtmayla mücadelede insanların üzerinde bile kullanılan DDT’nin etkisini biyolog bilim insanı Rachel Carson Sessiz Bahar (1962) kitabıyla ifşa etti. Aslında mevcut “çevre cehaletini” açığa çıkardı. Bunlar aynı zamanda sermaye, gıda, bilim ve hatta kültür arasındaki girift ilişkileri de görünür kılan örnekler ve Shiva’nın gıda bağımsızlığı mücadelesinin önemini ortaya koyuyor. Filmde Shiva bir örnek veriyor, Amazon ormanları üzerindeki baskının hep gündemde olduğu Brezilya’da bir bakanın küresel tarım sermayesiyle ilgili şu sözlerini paylaşıyor: “küçük ölçekli çiftçiden kurtulmak istiyorlar çünkü küçük çiftçi yeryüzündeki son özgür bireydir”.

Sermaye, gıda ve bilim arasındaki girift ilişkilerden ve insanmerkezci kültürden bağımsız, kendi kendine yeten bir tarım mümkün. Bunun için atalık tohumların önemini vurgulayan Shiva’nın kurucusu olduğu Navdanya oluşumu, günümüzde gitgide yaygınlaşan, gönüllü hareketlerin yanında artık yerel yönetimlerin de sahiplenmeye başladığı yerel tohum bankaları ve atalık tohumların çoğaltılıp paylaşılması hareketine ilham oldu. Hindistan genelinde 111 yerel tohum bankasının kurulmasını sağlayan oluşum, yerel üreticiler için sürdürülebilir tarım eğitimleri de düzenliyor. Shiva, Afrika’dan Amerika’ya, Avrupa’dan Asya’ya davet edildiği her yerde, devletler, kurumlar, çiftçiler, aktivistlerle bir araya gelip yılmadan anlatmaya devam ediyor. Üzerinde rengarenk Sari, alnındaki bindi, bunca baskıya ve çaresizlikle mücadeleye rağmen eksik olmayan gülüşü ve neşesiyle mücadeleyi bırakmıyor. Ona göre aktivizm bir okyanus gibi, görebildiğimizden daha büyük, düşündüğümüzden daha derin, içinde büyük bir çeşitlilik barındıran, sürekli yenilenen… Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin lideri Gandhi’nin sözlerini filmde tekrarlıyor: “dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol”.

Vandana Shiva’nın Yeryüzü Demokrasisi kitabına ismini veren kavram, çevre hareketinin ve ekomerkezci düşüncenin ilham kaynaklarından birisi olan doğa bilimci yazar Aldo Leopold’ün “yeryüzü topluluğu” kavramını akla getiriyor. Leopold’ün toprak etiği (land ethics) düşüncesi içinde kullandığı ve orijinali “land community” olan kavramı “yeryüzü topluluğu” olarak çevirmek daha doğru ve güzel geliyor. Leopold, topluluk anlayışımızı insanla sınırlamaktan vazgeçmenin, toprağı, suyu, diğer canlıları, kısaca yaşamı birlikte paylaştığımız tüm unsurları dahil ederek genişletmenin ve yeryüzü topluluğunun sıradan bir vatandaşı olmanın gerekliliğinden bahseder. Shiva’nın tanımına göre gerçek bir demokrasi anlayışı da ancak hak kavramını yeryüzü topluluğu üzerinden düşünmekle mümkün olabilir:

Yerel köklerimizin yanı sıra bütün olarak dünyaya ve evrene bağlıyız.  Yeryüzü demokrasisi bu bağın farkında olmak, bu bağdan kaynaklanan haklar ve sorumlulukların bilincinde olmak demek. Yeryüzü demokrasisinde tüm varlıklar, yaşamı mümkün kılan dünyanın kaynaklarına eşit erişim hakkına sahipler. Bu erişim iki ekonominin önemini tanımakla güvence altına alınabilir: birisi doğanın ekonomisi, diğeri de gıdanın ekonomisi.

“Vandana Shiva’nın Tohumları” filminin sonunda çalan, müzisyen Manu Chao’nun Monsanto’nun eylemlerine karşı çıkan çiftçi ve köylüleri desteklemek için yazdığı “Özgürlük Tohumları (Seeds of Freedom)” şarkısını paylaşarak bitireyim. 2017 yılında sivil bir girişimle Monsanto’nun yıkıcı eylemlerine dikkat çekmek için şirketi ekokırım suçuyla yargılayan sembolik bir mahkeme kurulmuştu, Chao da bu mahkemeye destek vermek amacıyla bu şarkıyı besteledi ve yazdı.

Reklam

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s